Fakat farklı kesimlerden, cumhurbaşkanımızı, milletten ve devletten farklı görmeye çalışan anlayış yaygınlaşmaya başladığı sanılıyor.

ABD’nin yaptığı “küresel korsanlık” sonrası milletinizdeki anlayış umutlandırdı beni.

Onun bir eksiğini, bir kusurunu söylerken hatta bir de bedel ödetecek cümle olan tek silahını namluya sürerek “bir dahakine oy vermem” gibi ifadeler havada uçuşup bazı kararsız ve habersiz insanlara tesir etse bile, gerçekliği ve geçerliliği zayıf bir algıdır bu.

Çünkü bir asırlık Cumhuriyet tarihinde Türk milletine yapılmış hizmetlerin tümünden daha fazlası onun emr ü fermanı ile hayata geçirmiş olduğuna inanıyorum.

Birileri kalkar şunu da ifade eder benim için: “Sen seviyorsun da kusurunu görmüyorsun.”

Hep merak etmişimdir... Nefretle söyleyen mi daha isabetli ve adil olur yoksa muhabbetle söyleyen mi daha isabetli ve adil olabilir.

Orantıya vurarak gerçekçi bir anlayışla meseleyi tarttığımızda sevginin adaleti sarsmaz olduğu hissedilir. Kin ve nefret, adaletin en büyük düşmanıdır çünkü. İnsanların gözünü kör eder, aklını dumura uğratabilir.

Bunlar benim fikirlerim tabii... Sizin de fikirleriniz ve tercihleriniz olacaktır. Seviyoruz diye, kusur olarak anlatılanların arka planın bilmediğimiz için “kusuru kabul ediyor” ama desteğimizi çekmiyoruz.

Ve biliyoruz ki makamı gereği bin kalem iş yapıyor. Aceleci yaratılmış insanoğlunun beklentisi de çok ve hemen olacaktır. Şu halde cumhurbaşkanının eksiği de olacaktır kusur da.

Böyle yazınca kalemim, ne diyecek bazı okurlar, tahmin edebiliyorum. Bu senin düşüncen, senin tercihin. Doğru tabii.

Söylediklerim: “Benim düşüncem, benim tercihim diye eşitlenen ve hoş görülen düşüncelerin arka plana baktığımızda biri “sevgi ve muhabbetle” olaylara bakıyor, fayda ve iyilik merkez olarak görüyor. Diğeri ise “hile hurda ile” kötülük tasarlıyor.

Bu iki fikri, “tercih” kelimesi üzerinden eşitlemek mümkün müdür? Olaylara bu şekilde bakan insanların ne kadar “dar bir anlayışla” düşüncelerini biçimlendirdiği görünmüyor mu?

Öyleyse... Farklı farklı fikirlere sahip olabiliriz fakat bunlar bölücü, ayrıştırıcı, ötekileştirici olmamalı. Ruhlara düşmanlık üflememeli.

“Niyet hayır ise akıbette hayır” olacağını söyleyen atalara kulak verdiğimizde “kusurlarını düzeltmesi niyetiyle” uyarılarda bulunabiliriz diye düşünüyorum. Sevgi, başarı, kardeşlik ve hoşgörü çerçevesinde kurulmuş her uyarıcı cümle muhatabı tarafından hüsnü kabulle kabullenilir.

“Fikrimizi beyan edemiyoruz”, “düşüncelerimizi söylesek bizi hapse atarlar” gibi saçma sapan cümlelerle hakaret etmeye çalışan insanlardan olmamalı ve onlara da meydanı bırakmamalıyız.

Geçenlerde dünyayı sarsan olay karşısında ne güzel söyledi söyleyenler: “Fikirlerimiz, görüşlerimiz karşıt olabilir ama başka bir ülke gelip benim cumhurbaşkanımı almaya kalkarsa önce mezarını derin kazsın.” İşte aradığımız tepki bu.

Milli birlik bulunmaz bir cevherdir. İmamesi kopmuş tesbih taneleri gibi olmak ne acı sonuçlar doğurur, bilirsiniz.

AHMET TAŞTAN