Çoğu insan affedici olmayı, birini affedebilmeyi yanlış anlayabiliyor. Sizce sizi kıran veya üzen birini affedebilmek zayıflık göstergesi midir?

Veyahut birini affedebilmeniz için karşı taraftan bir adım, bir özür bekleyen biri misiniz?

Eğer buna cevabınız evet ise aslında belki de içinizde çözüme kavuşamamış bazı meseleler olduğunu söylemek mümkündür.

Affetmek sanılanın aksine yaşanan olayı önemsizleştirmek ya da her şeye kaldığımız yerden devam etmeye razı olmak değildir.

Affedebilmek, çoğu zaman kalmak değil; nerede duracağımızı bilmektir. Sizi inciten, üzen hatta kızdıran insanları affedebilmek, artık onlardan bir beklentinizin olmaması anlamına gelebilir.

Onları affettiğiniz takdirde aslında kendi özgürlük kilidinizi açmış ve artık iyi hissedebilmek için kimseye ihtiyacınız kalmamış demektir. Size yapılan hatalı davranışı affedebilmek yeni bir sayfa açmak demektir.

Bu karşı tarafın yaptığı davranışı onaylamak değildir aksine yaşananın sizde bıraktığı etkiyi ciddiye almak ve kendinizi korumaya almaktır.

Çünkü artık karşınızdaki kişiyi değiştirme sorumluluğundan çıkmış olursunuz. Kendi sınırlarınızı daha net belirlemiş olursunuz.

Toplumumuzda ‘affetmek erdemliktir’ diye klişeleşmiş bir söz vardır. Bu durum bizi, bize zarar veren ilişkide kalmaya zorluyor gibi gözükebilir. Oysa affetmek her zaman ilişkiyi sürdürmek anlamına gelmez.

Affedip devam edebilirsiniz, affedip mesafe ve sınır koyabilirsiniz. Affetmenin tek bir doğru yolu yoktur, ama sağlıklı olan yolu kendinizi koruyabilmek ve daha fazla incinmemektir.

Sınır çizmek ya da mesafe koymak kin tutmak değildir. Sevgi varken de sınır koymak mümkündür ve bu sağlıklıdır.

Bir çocuğu “Bunu yaparsan sana küserim” ya da “Seni sevmem” diyerek disipline etmeye çalışmak nasıl yanlışsa, sınır koyarken karşı tarafa sevgiyi kaybedeceği hissini vermek de çoğu zaman doğru değildir.

Affedici olmak da aslında bir sınır koyma biçimidir.

Karşı tarafı affederek aslında ona ‘Artık senin yapacağın herhangi bir davranışın veya söyleyeceğin bir sözün beni etkilemesine izin vermeyeceğim’ mesajını vermiş oluruz.

Bu durum kendi ruh sağlığımız için çok önemlidir.

Karşı tarafı affedememek ve ondan gelecek bir özüre hala ihtiyaç duymak belki de içimizden gelen bir görülme ve fark edilme hissi taşıyor olabilir.

Kendi haklılığımız bize teslim edilsin diye de düşünüyor olabiliriz.

Ama sorun burada başlar: İyileşmeyi, karşı tarafın davranışına bağladığımızda kontrolü de ona teslim etmiş oluruz.

Belki de asıl soru şudur: Affedememek bizim gerçekten hangi temel ihtiyacımızı karşılıyor?

Ve bu ihtiyacımızı kendi koyduğumuz sınırlarla kendimize verebilecek güce sahip miyiz?

Psikolog & Aile Danışmanı: Zehra Durmuş