“Seni düşündüğümden”, “senin iyiliğin için” gibi cümleler, yakın çevremizden sıkça duyduğumuz ve ilk anda karşımızdaki kişinin bizi önemsediğini hissettiren ifadelerdir.
Bu cümleleri kuran insanlar, belki de gerçekten iyi niyetli olduklarına kendilerini inandırmışlardır.
Ancak burada asıl önemli olan, bu sözlerin sonucunda bizim kendimizi nasıl hissettiğimizdir.
Günlük yaşantımızda ya da hayatımızın en önemli kararlarını vermek üzere olduğumuz anlarda, yakın çevremize danışmak, yardım istemek ya da başkalarının fikirlerine ihtiyaç duymak hepimizin zaman zaman deneyimlediği bir durumdur. Bu oldukça doğal ve insani bir ihtiyaçtır.
Ancak bu noktada gözden kaçırılmaması gereken şey, kişinin aslında ne istediğini bilmesi ve hayatının kontrol merkezinin kendisinde olduğunu fark etmesidir.
Ne var ki çoğu zaman çevremiz, bu farkındalığı desteklemek yerine kendi doğrularını “iyilik” adı altında sunar.
“Ben senin için bunun daha iyi olacağını düşünüyorum” gibi cümlelerle verilen tavsiyeler, bazen gerçekten bize ait olmayan bir yaşamın yönünü çizmeye başlar.
Kimi zaman insanlar, kendi hayatlarında gerçekleştiremedikleri seçimleri ya da alamadıkları kararları, başkalarına “tavsiye” adı altında sunarak bir tür telafi arayışına girebilirler.
Bu durumda “iyilik” olarak sunulan şey, aslında kişinin kendi içsel ihtiyaçlarının bir yansıması olabilir. Gerçek iyilik ise destek olmak fakat yönlendirmemek, kişinin seçimlerine saygı duymak, alan tanımaktır.
“Senin iyiliğin için yaptım” gibi cümleler karşı çıkmayı zorlaştırır. Çünkü kişi kendi fikrini savunduğunda, sanki karşısındakinin iyi niyetini reddediyormuş gibi hissedebilir.
Örneğin, üniversite ya da meslek seçimi konusunda ailesinden sürekli “Biz senin iyiliğin için bunu söylüyoruz” cümlesini duyan bir genç, aslında istemediği bir bölümü seçtiğinde bile buna itiraz etmekte zorlanabilir.
Kendi isteğini dile getirdiğinde ise nankör ya da düşüncesiz biri gibi hissedebilir. Bu durum zamanla bireyin kendi kararlarına olan güvenini zayıflatır ve kendi isteklerini ikinci plana atmasına neden olabilir.
Tüm bunların sonucunda kişi ‘Ben zaten doğru karar veremem’ düşüncesini benimsemeye başlamış olabilir. Hangi mesleği seçeceği, hangi işe gireceği ve hatta belki de ne giyeceğine ne zaman dışarı çıkacağına kadar kendi karar veremez duruma gelebilir.
Hayatımızın bir dönüm noktasındaysak veya sadece bir şeye karar vermekte zorlanıyorsak yaşayacağımız değişim unutmamalıyız ki sadece biz istedik diye olmalıdır.
Bu noktada bu deneyimi, değişimi ve kendi hayatınızı yaşayacak kişi sizsiniz. Ve unutmamalıyız ki bazen başkasına yapabileceğimiz en büyük iyilik onun adına karar vermemektir.
Psikolog & Aile Danışmanı: Zehra Durmuş