Cumhuriyet, yalnızca bir rejim değişikliği değil; hukuk düzeninin, adalet anlayışının ve devlet-toplum ilişkisinin yeniden kuruluşuydu. Osmanlı’dan devralınan çok katmanlı, şer’î–örfî–karma hukuk sistemi yerine laik ve ulus-devlet temelli bir hukuk düzeni inşa edildi.

Bu dönüşüm yalnızca kanun metinlerinde değil; taşra mahkemelerinde, küçük ilçe adliyelerinde ve bireylerin adaletle kurduğu ilişkide vücut buldu. Tabi bu yeni hukuk düzeni için hukukçu da yetiştirmek gerekiyordu. İşte bu hukukçulardan biri de benim amcam Şükrü Eroğlu’ydu. Bu yazıda onun pek bilinmeyen, unutulan hayatını bildiğim kadarıyla sizlere anlatmaya çalışacağım.

Şükrü Eroğlu Gençgazete-1

Amcam, 1906 yılında Bursa İnegöl Hayriye köyünde sekiz kardeşin beşinci çocuğu, Ahmet ve Hamide’nin oğlu olarak doğdu, ilkokulu aynı köyde okudu. Öğretmeni Şevki Gürses, Emekli Albay Şevket Gürses’in babası olan Vehbi Efendiydi. Vehbi Efendi; zengin kültüre, alim kişiliğe sahip bir hocaydı/muallimdi.

Amcam Şükrü Eroğlu, İnegöl rüştiye mektebinde (ortaokul) okudu, liseye Bursa’da devam etti. Tahsiline devam ederken köyden anne ve babası tarafından evinde hazırlanan gıda maddelerini (makarna, tarhana çorbası, peynir, çökelek vb.) bazen yaya bazen de otobüsle götürürdü.

Derslerine de bazen sokaktaki elektrik direği dibinde oturarak çalışırdı. Amcam lise tahsilini çok zor şartlarda tamamlar ve Ankara’ya Hukuk Fakültesini okumaya gider. Süresi içinde de fakülteden mezun olur. Yoksulluk onun önünde engel değil, karakterini çelikleştiren bir imtihan olur.

Şükrü Eroğlu, mezuniyetten sonra Kütahya (Tavşanlı), Denizli (Acıpayam), Hatay’ın Samandağı, Konya (Karaman)’ın Ermenek ilçelerinde görev yapmıştır. Uzun süre buralarda hakimlik görevinde bulunur. Güçlü ve heybetli yapısı, çalışma disiplini ve adaletli tavrı nedeniyle yerel halk tarafından çok sevilmiş, “kırmızı hâkimi” olarak anılmaya başlamıştır.

Şükrü Eroğlu Gençgazete

Ermenek’ten Diyarbakır’a Ağır Ceza Reisi olarak tayini çıkar. Diyarbakır’da görevli iken makam odasında bir ahşap sandalye ve bir masa vardır. Gösterişten uzak, fakat adaletle dolu bir oda… O oda, sayısız insanın kaderine yön veren kararların verildiği yerdi.

Diyarbakır’da da kısa sürede çalışma disiplini, tarafsız ve adaletli olması hasebiyle halkın ilgisini çekmiş, saygısını ve sevgisini kazanmıştır.

Amcam Şükrü Eroğlu, cumartesi günleri dosyaları mübaşiriyle, bazen de kendi başına faytonla evine götürür; sabahlara kadar çalışır, duruşmalara hazırlanırdı. Kararlarını büyük bir titizlik ve gizlilikle verir, temyizden dönmeyen hükümler yazardı. Adalet onun için yalnızca kanun maddeleri değil, vicdanın terazisiydi.

Diyarbakır halkı onu çok sevdi. Yolda yürürken insanlar yanına koşar, selam vermek için yarışırdı. O da bu selamları içtenlikle alırdı. Çünkü o, makamın değil halkın hâkimi olmayı seçmişti.

1982 yılında İzmir’de trafik polisi olarak görev yaparken şark tayinim Urfa’ya çıkınca çok sevinmiştim. 1982 yılı yazında ailemle birlikte Urfa’ya gidip göreve başladım. Amcamın beraber çalıştığı ve benimde tanıdığım Savcı Ahmet Akan, Savcı Zeki Baltacıoğlu (eski Bolu milletvekili) ve eşi Necla Hanımı ziyarete Diyarbakır’a gittiğimde çok sevinmişlerdi. Bana büyük bir özlem ve saygıyla Amcamı anlatmışlardı.

Hakim Şükrü Eroğlu Gençgazete (1)

Amcam köylümüz Zemine Ergün ile evli olup çocukları olmamıştır. Bu nedenle kardeşim Rıza’yı evlat edinmişlerdi. Amcamın vefatından sonra İstanbul’da tahsiline devam eden kardeşim Rıza, Üniversitede İnşaat Mühendisliği bölümünü bitirmiş, aynı alanda yüksek lisansını yapmıştır.

Amcam, o yıllarda görevini yaparken sadece dosyalarla değil, gücü yettiğince insanlara rehberlik ederek de hizmet etmiştir. Bir gün olsa dahi görevini ihmal etmemiştir. Meslek hayatı boyunca dürüstlük, çalışkanlık ve ilkeli duruşundan asla taviz vermemiştir.

Diyarbakır halkı tarafından çok sevilen amcama dönemin iktidar partisi Demokrat Parti tarafından milletvekilliği tekliğinde bulunulmuş olmasına karşın görevine, meslek etiğine bağlılığından dolayı bu teklifi kabul etmemiştir.

Amcam, 15 Aralık 1959’da vefat etti. Eşi cenazesini İstanbul’a götürmek istedi; fakat Diyarbakır halkı buna razı olmadı. Onu bağrına basmışlardı. Halkın isteği üzerine Diyarbakır’a defnedildi. Yıllar sonra mezarı açıldığında bedeninin bozulmadığı görüldü. Din görevlisi, “Merhum çok adaletliydi; halkın sevgisini ve takdirini kazanmıştı. Şehit mertebesine ulaşmış olmalı ki cesedi bozulmamış” diyerek mezarın Diyarbakır’da kalmasını telkin etti ve mezarı orada kaldı.

Hakim Şükrü Eroğlu Gençgazete (2)

1982 yılında Urfa’ya tayinim çıkınca, ilk iş olarak Diyarbakır’a gidip uzun uğraşlar sonucu mezarını buldum ve yeniden yaptırdım. Çünkü bazı insanlar yalnızca ailelerinin değil, bir milletin vicdanının mirasıdır.

Şükrü Eroğlu; Osmanlı’nın son dönemine, Milli Mücadele yıllarına ve Cumhuriyet’in kuruluşuna tanıklık eden bir kuşağın temsilcisiydi. O kuşak, yokluk içinde büyüyüp adaletle yükselen bir kuşaktı. Onlar makamı değil sorumluluğu, gücü değil hakkı, çıkarı değil kamu yararını seçtiler.

Bugün adalet, eşitlik ve dürüstlük kavramlarını konuşurken; bir ahşap sandalye ve mütevazı bir masa başında sabahlara kadar çalışan o hâkimi hatırlamak gerekir. Çünkü gerçek örnek insanlar, şatafatla değil; sessiz bir vakar ve sarsılmaz bir ilke ile iz bırakırlar.

Şükrü Eroğlu’nun hayatı bize şunu öğretir:
Adalet, yalnızca mahkeme salonlarında değil; insanın karakterinde başlar.
Eşitlik, yalnızca kanun metinlerinde değil; vicdanda yaşar.

Dürüstlük, makamla değil; iradeyle korunur ve kamu yararı, kişisel çıkarların çok üstünde tutulduğunda anlam kazanır. Onun meslek hayatı benim ve çocuklarım için yalnızca bir biyografi değil; bir ahlak pusulası olmuştur. Bazı insanlar ölmez; adaletle anıldıkları sürece yaşamaya devam ederler.

O’nu bir kez daha sevgi, saygı ve rahmetle anıyoruz. Ruhu şad olsun.

Hakim Şükrü Eroğlu Gençgazete (3)

Ahmet EROĞLU