Ana dilim, Güzel Türkçem, Bin çiçekli çiçek bahçem… Bilgim sensin, Duygum sensin.

Konfüçyüs, “Bir milleti yok etmek isterseniz işe önce dilinden başlayın.” demişti. Her yıl çok sayıda dilin yeryüzünden silindiği bir gerçektir. Bizler Türkçeyi korumak için dur durak bilmeden çalışmak, dilimizi bir kale gibi savunmak zorundayız. Bugün bir kuşatma altındayız. Bu kuşatma toplarla, tüfeklerle değil; kelimelerimizle ve kavramlarımızla yapılmaktadır. Tabelalarımız yabancılaşıyor, dillerimiz düğümleniyor; evlatlarımız ana dillerinin o eşsiz zenginliğinden mahrum bırakılıyor.

Dilini kaybeden bir millet, hafızasını kaybetmiş demektir. Hafızasını kaybeden bir millet ise savrulmaya mahkûmdur. Bir dil yok olduğunda sadece kelimeler kaybolmaz; o dile özgü dünya görüşü, kültürel birikim, sözlü tarih ve benzersiz düşünme biçimi de yok olur.

1- Dilimiz, millî bir mesele olarak her türlü siyasî ve ideolojik düşüncenin üzerinde tutulmalıdır.

2- Türkçenin fakirleştirilmeden geliştirilmesi gerekir.

3- Yaşayan kelimelerin korunmasından yana olduğumuz gibi, Türkçede karşılığı bulunan kelimeler yerine yabancı kelimelerin kullanılmasına da karşı çıkmalıyız.

4- İhtiyaç hâlinde alınan yabancı kökenli kelimelere kendi sesimizi vermeyi başarmalıyız.

5- Medeniyet ve kültürün taşıyıcısı olan dili, ayrıştırma sebebi değil; birleştirici bir unsur olarak görmeliyiz.

Türkçe, neredeyse ana dilimiz olduğunu unutturacak ölçüde yabancı kelimelerle dolduruluyor; kendi kelimelerimiz ise şuursuzca dışlanıyor. Ülkemizi yönetenlerin Türkçeden yana olduklarından şüphe duymuyoruz. Ancak bakanlar, valiler, belediye başkanları, YÖK, rektörler, gazete, radyo ve televizyon yöneticileri; Türkçemizin yabancı sözcükler tarafından işgaline seyirci kalmanın doğuracağı sonuçları düşünüp hassasiyet göstermek için bir mucize mi bekliyorlar?

Bir dilin korunması, her şeyden önce o dili konuşan bireylerin sorumluluğundadır. Eğitim seviyesi yüksek toplumlarda eğitim sistemi bu sorumluluğu bireye kazandırır. Bizde ise maalesef en başta çözülmesi gereken bir eğitim sorunu bulunduğu için “dil” meselesi geri planda kalmaktadır. Resmî ve özel televizyonlar denetlenmelidir. Özellikle ekonomi programlarında İngilizce terimlerin çok fazla kullanıldığını görüyoruz.

“Dijital platform” denilen ve gençlerin yoğun ilgi gösterdiği alanlarda da denetim sağlanmalıdır. Yabancı filmlerin altyazıları ve dublajları denetlenmelidir. Şirketlerin reklam ve yazışmalarındaki dil kontrol edilmelidir.

Tüketicilere ulaştırılan her türlü yazılı bilginin dili; ilanlar, kullanım kılavuzları, sözleşmeler ve bilgilendirme metinleri açısından denetlenmelidir. Türk Dil Kurumu, Fransa’daki örneklerde olduğu gibi yaptırım gücüne sahip bir kurum hâline getirilmelidir. Türk Dil Kurumunun önerdiği karşılıkların uygulanıp uygulanmadığı takip edilmelidir. İşletme ve kuruluş isimlerinin Türkçe olması için özendirici uygulamalar geliştirilmelidir.

Kamuya açık alanlardaki reklam panoları ve tabelaların dili denetlenmelidir. Türkçe konusu; afişler, görseller ve kamu spotlarıyla sürekli gündemde tutulmalıdır. Kitle iletişim araçlarında halk üzerinde etkisi bulunan kişilerle görüşülerek onların destekleri alınmalıdır. Türkçe tabelalara vergi indirimi sağlanmalıdır. Okullarda konuyla ilgili konferanslar düzenlenmelidir.

Türkçemiz can çekişmektedir; fakat bundan bazıları habersizdir. Bir an önce yasal düzenlemeler yapılmalı; yabancı dil istilasının doğuracağı vahim sonuçlar konusunda toplum kısa filmler, afişler, televizyon ve radyo programları aracılığıyla sürekli bilgilendirilmelidir. Millî Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı ve Türk Dil Kurumu öncülüğünde; edebiyat öğretmenlerine, televizyon sunucularına ve medya çalışanlarına dilin korunması konusunda seminerler verilmelidir.

Türkçeye karşı özensizlik, gevşeklik ve sorumsuzluk; sadece günlük hayatta değil, devlet adamlarında ve çeşitli meslek gruplarındaki aydınlarda da görülmektedir. Kendi dilini ve kültürünü dışlayan bir toplum, aslında varlık sebebini inkâr ediyor demektir. Türkçenin can çekişmesine seyirci kalamayız. Sakarya’dan İzmir’e kadar kovaladıklarımızın, Çanakkale Savaşları’nda durdurduklarımızın, Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’dan çıkardıklarımızın dilini baş tacı edemeyiz.

Sağlıklı günler, iyi haftalar diliyorum.

Orhan ERDOĞAN