Dünya barışını ve insanlığı tehdit eden, giderek tırmanan kaygı verici gelişmeler yaşanıyor. Kritik gelişmelerin büyük bir bölümü, ülkemizin de içinde bulunduğu Avrasya coğrafyasında ve onu çevreleyen denizlerde meydana gelmektedir. Bu durumda Türkiye, konumu itibarıyla bir merkez ülkedir ve bu gelişmelerin tamamından etkilenmektedir.
Siyonist İsrail ve onun güdümündeki emperyalist ABD küresel güç üstünlüğünü korumak ve küresel lider konumunu yeniden kazanmak maksadıyla, çok kutuplu bir dünya düzeni arzu eden rakip güçlere (Çin, AB, Rusya, Hindistan ve Japonya gibi) karşı geliştirdiği bir Küresel Kontrollü Kaos Stratejisi’ni uygulamaktadır. Bölgemizdeki, çevremizdeki, Avrasya coğrafyasında ve genel olarak dünyadaki tehditlerin ve risklerin giderek arttığı, bölgesel gerilim ve çatışmaların insanlığın devamını tehdit edebilecek genel bir dünya savaşına dönüşme potansiyeli taşıdığı bir dönemde yaşıyoruz.
Böylesi bir belirsizlik ve çatışma ortamında, millî sınırlarımız içinde birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendirmeliyiz. Türk Milleti, tarih boyunca mazlum milletlerin yanında olmuştur; bundan sonra da olmaya devam edecektir. Millet olmanın en temel özelliklerinden biri, kederde ve kıvançta ortak tepkiler verebilmektir. Doğal afetlerde nasıl birlik olup yaraları sarıyorsak, millî takımımız bir başarı elde ettiğinde nasıl birlikte sevinip sokaklara dökülüyorsak, bu duygularımızı her zaman canlı tutmalıyız.
Öncelikle ülkemizi yönetenler ve yönetmeye talip olanlar, sevgi dilini kullanmalı ve kısır tartışmalardan uzak durmalıdır. Algı operasyonları yerine şeffaflık esas alınmalıdır. Demokrasi şeffaflık ister; Türk Milleti olanı biteni bilmelidir. Bu ülkede yaşayan her birey sosyoekonomik açıdan kendini güvende hissetmeli, gençler ise gelecek kaygısından uzaklaştırılmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti, yer altı ve yer üstü zenginlikleri ile yetişmiş insan gücü sayesinde her türlü sorunun üstesinden gelebilecek güce sahiptir. Yeter ki birbirimizi dışlamadan, küçük siyasi hesaplara kapılmadan, yeteneklerimizi heba etmeden; ehliyet ve liyakati önceleyerek var gücümüzle çalışalım.
Günümüzde ülkeler için BEKA mücadelesi, refahın geliştirilmesi mücadelesinin önüne geçmiştir. Millî güç unsurlarıyla güçlü, dayanıklı, caydırıcı ve kendi kendine yetebilen ülkeler, giderek daha tehlikeli hâl alan bu kaotik süreci daha az hasarla atlatabilecektir.
Beka mücadelesi ancak tek bir bayrak altında, millî birlik ve beraberlik içinde her türlü tehdidi göğüslemekle başarıya ulaşır. Çevremizde ve dünyada yaşanan ve yaşanması muhtemel gelişmelere karşı duyarlı olmak, öngörmek, riskleri azaltmak ve hazırlıklı olmak zorundayız.
Artık yeterince tecrübe sahibiyiz. Bölgemizde yaşanan her gelişmenin ülkemizi ve hayatlarımızı nasıl etkilediğini acı tecrübelerle gördük, görmeye de devam ediyoruz. Millî kaynaklarımızın korunması, geliştirilmesi ve akılcı kullanımı her zamankinden daha önemli hâle gelmiştir.
Ülkemizin, bir bütün olarak, önümüzdeki daha zorlu süreçlere şimdiden hazırlanması gerekli ve öncelikli değil midir? Acaba hepimiz bunun yeterince farkında mıyız?
Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için anlayışıyla tek yürek olmalıyız.
Sağlıklı günler, iyi haftalar diliyorum.