Anne bugün okuldan çıkmıştık, arkadaşlarımla yolumuzun üzerindeki küçük parka uğradık. Hani şu öğrenci yurdunun önünde bir park var ya, orada biraz takılacak, muhabbet edecek ve evlere dağılacaktık.

Bizden önce piknik masasına oturmuş kitap okuyan mavi takım elbiseli gözlüklü bir amcayı gördük. Bir park ve yaşlı görünen dinç bir amca... Aslında biz o masaya karşılıklı, tamam onlar birlikte ben de karşılarına oturup, muhabbet edecektik fakat yerimizi kaptırmıştık. Beyefendiye kalkın biz oturacağız diyemezdik.

Biz de hemen yanındaki banka oturduk. Ayşe ile Mert yan yana oturunca ben de onların tam karşısında kitap dolu çantamı yere attım üzerine oturdum.

Kitap okuyan amca, başını kaldırıp kırmızı çerçeveli gözlüklerin üzerinden bana bakarak “öyle yapma, kitapların üzerine oturma. Onları da yere koyma!” diye uyarınca rahatsız oldum.

Fakat ben bunda bir zarar görmediğimi, bir sakınca olmadığını, yanlış bir şey yapmadığımı söyledim.

O ise “kitaplar değerlidir, kitaplarımıza kıymet vermeliyiz” dedi ve muhabbet başlamış oldu. Muhabbet dediğime bakma, üstü kapalı bir sürü fırça yedik. Onun uyarılarına diyorum aslında tanımadığım biri olarak bana karışıyordu. Söylediklerinin en önemlisini o an düşünemedim, anlayamadım ne demek istedi. Eve dönerken hep düşündüm o cümleyi.

“Kendisinden başka Tanrı tanımayan nesilden ne beklenir ki?” Bu nasıl bir söz ne demek istedi kavrayamadım. Hani derler ya çalışmadığım yerden geldi sorular. Kendisi tanrı olduktan sonra başkasının sözünü dinlemeye gerek görmeyen mi demek istedi acaba.

Buna benzer bir söz söyledi ama niye böyle söyledi anlayamadım.

Biz kendimizi Tanrı mı ilan ediyoruz. Tamam onun dediği şeyi yapmadım, uyarısını geri çevirdim ve telefonumla ilgilendim. Bu arada sigarasından bir fırt alan arkadaşım Mert’e sigara içmemesini söyledi. O da çok önceden sigara içmeye başladığını ifade etti. Bu da onun kendi tercihiydi, daha doğrusu alışkanlığıydı.

Bir büyük olarak hatta saçına sakalına aklar düşmüş bir beyefendi olarak bizi uyarmış olabilir ama biz onu dinlemek zorunda mıyız?

“Kendinizden başka Tanrı tanımıyorsunuz.” Çok ağır bir söz değil mi bu? Tamam egoist, bencil, çıkarcı, kendimizi düşünen, rahatımıza düşkün insanlar olabiliriz ama bunun Tanrı olmayla ne alakası var, değil mi?

Hacı amca okuduğu kitaptan etkilenmiş olmalı herhalde. Okuldan çıktığımızı ve eve geç kaldığımızı da öğrenince ben dedim ki “evdekilerin haberi var.”

O zaman demez mi ki “evdekilerin haberi olabilir ama ne yaptığınızdan haberi yok.” “Annem biliyor” dedim ama o “aile terbiyesi almış bir evlat olsaydınız büyüklerinizin de sözünü dinlemeyi öğrenirdiniz. Kim bilir bir günde kaç defa annenle kavga ediyorsun” deyince cevap veremedim ben.

Nereden bildi seninle böyle tartıştığımızı. Gerçi tam da böyle söylemişti. “Büyüklerin sözünü dinlemeyi öğretmemiş galiba size anne babanız.”

Tabii biz muhabbet etmek istemiyoruz zaten muhabbet edebilecek bir durum yok. O devamlı üstümüze geliyordu, bizi baskılıyordu. Artık resmen sabote edilmiş olduk. Biz sessiz kaldık bir müddet. Bu esnada telefonlarımıza daldık, onun ne demeye çalıştığını anlamak istiyorduk.

Bu sefer de telefonlarımız hakkında söylendi. “Siz canlı canlı büyüklerinizin sözünü dinleyeceğinize telefonda gördüğünüz ve kim olduğunu belki de bilmediğiniz insanların sözlerini dinliyorsunuz, demez mi?

Yani tamam, biz küçük olabiliriz ama niçin bizi bu kadar hakir gördü. Bunları düşünecek halim yok. Biz günümüzü gün eder işimize bakarız. Derin düşünürsek bize ağır gelir. En iyisi mi yüzeyde kalıp dünyadan lezzet almak.

Fakat hâlâ kafamın içinde bir o köşeden öbür köşeye gezen “Kendisinden başka Tanrı tanımayan nesiller” kelimesi beni çok etkiledi. Etkisinden kurtulmak için herhalde başka bir şeyler yapmam lazım. Yani ne olurdu kalkıp Hacı amcanın gösterdiği yere otursaydım.

Hemen kitap okuduğu piknik masasının önündeki oturma kısmını gösteriyordu ama arkadaşlarımın yan tarafına kaldığı ve onlarla yüz yüze muhabbet edemeyeceğim için oraya oturmayı kabul etmemiş böyle iyi deyip reddetmiştim.

Kendi kararımı kendim verecek yaştayım artık. Büyükleri dinlemek zorunda mıyız her konuda. Ama kendisinin Tanrısı olmaktan nasıl kurtulabilir insan? Bunu düşünmeliyim, biraz daha düşünmeliyim anne.

AHMET TAŞTAN

Kaynak: gencgazete.net