“Sadıklarla beraber eyle” duasının ne anlama geldiğini “Ballar Balını Buldum” isimli kitapta, Türkiye'nin ilk başörtülü doktoru Ayşe Hümeyra Ökten'in 95 yıllık ömrünün bereketinde gördüm.
İnsan, salihler ve salihalarla beraber olduğunda hayatındaki derin dönüşümleri nasıl yaşadığını sayfa sayfa okudum. İmam Hatiplerin açılmasında öncülük yapan Mahmut Celalettin Ökten Hoca’nın biricik kızı, Prof. Dr. Saadettin Ökten hocanın da ablası olan bu mübarek hanımefendi tam bir peygamber aşığı.
Kitabın sayfalarında onunla geçirilmiş vakitlerin bereketi satır satır işlenmiş. Tanıyanlar, ki kimine komşum, kimine kızlarım diye hitap ettiği hanım kişiler, tarafından kaleme alınmış. Bu satırlar arasında insanı hayran bırakacak davranışlar, hayret ettirecek olağanüstü haller kaydedilmiş.
Büyük insanların büyüklüğü, küçük davranışlarda kendini gösterir bazen. İsrafa karşı geliştirdiği tavrına örnek vermek gerekirse, zemzem içtiği pet bardağı, oradaki geri dönüşüme atmayıp çantasına koyarak tekrar tekrar kullanmasından anlaşılmaz mı? Ne kadar istikrarlı olduğu Mescid-i Nebevi'nin 29 numaralı kapısı civarında ikindi öncesi ibadete başlayıp Yatsı sonrasına kadar ibadet edişinde görülmez mi?
Kendisi ile beraber yolculuk yapanlar, bir vakti mana aleminde onunla demleyenler, onun ne kadar mütevazı ne kadar neşeli, bilgili, öngörülü olduğunun şahididirler. Biz de onlardan dinledik tüm güzellikleri.
1953'te Kızılay'ın hacca bayan doktor olarak davet etmesi ile İstanbul-Hicaz gelgitleri başlamış, gönlü hazreti peygamber sevdasıyla dolmuş, ibadet aşkıyla yorulmuş duaları diline pelesenk etmiş bu mübarek hanımefendi, dünyada bir ev edinmemiş sevenleri ile kızlarıyla birlikte yaşamış, onlara hiç yük olmadan, uyum içinde hatta her şeyi kolaylaştıran kutlu misafirleri olmuş.
Onunla beraber olanlar şahitlik etmişler tüm güzel ahlakına, kerametlerine, önceden haber veren güzel sözlerine. Cennetü’l Bâki’ye defnedilmek için bir ömür niyetlenmiş. Çünkü Hz. Peygamber’e komşu olmak en büyük arzusuymuş. Rabbim duasını öylece de kabul etmiş.
“Hümeyra Anne, Hac yapalım mı? Hümeyra Anne, umre yapmaya gidiyoruz, bizim de gelir misin? Bu akşam bizde kalın, buyurun?” Böyle böyle davetlere katılmış ve kendini insanlığa hizmete adamış biri. Bir mazlum hastasının, “Ayağın Kâbe’ye varsın” duası kabul edilmiş ve Kâbe'den hiç kopmamış uzun yıllar boyunca.
Benim sözü fazla uzatmama gerek yok. Özellikle yaşını almış beyefendilere ve hanımefendilere bu hatıratı tavsiye ediyorum ısrarla. Çok salavat getirin, şu şu duayı çokça okuyun deyip de kendisinin yaptığı bu güzel ibadetleri tavsiye etmesi Hakka’l yakîn olunca okuyucuyu da sarıp sarmalıyor, vesselam.
Kitaptan altını çizdiğim, yanına yıldız bıraktığım yerlerden bazılarını da buraya bırakıyorum.
“Ve hizmet dolu, aşk dolu doktorluk yılları başlar. Hastalarını "Hazreti İnsan" makamında görürdü.”
“Öğrencilik yıllarında dahi namazdan asla vazgeçmez.”
“Mütevazı tavırlarından ötürü bir kere hademe zannedilerek pot kırıldığını biliyorum. Halbuki doktorluk bilgisi, hafızasının gücü, muhakeme kabiliyetine rağmen böyle mütevazı olması aslında çok kimselerin varamadığı mertebelerden biridir, bana göre...”
“Bir keresinde yine mescitte buluştuğumuzda: "Haydi, şimdi FeAllahi hayrun hafizen ve hüve erhamü’r-rahimin. (Yusuf Suresi 64. Ayetini) okuyalım." dedi. Hem kendisi okudu hem de bize okuttu. Saatlerce sayısız şekilde okuduk.”
“Bu ayetten daha çok müşkilat çözen bir ayet bilmiyorum.” demişti.
“Yolda hep, "Boş durmayalım, hadi salavat okuyalım. Peygamber Efendimize yardım ediyoruz. Ziyaretimiz, kendileri hayattayken nasılsa şimdi de öyle makbul. Kapımız sağlam elhamdülillah.” diyordu.
Böyle sohbetlerin birinde "penisinin keşfinde Allah'ın yardımı olmuştu, onu kimse bulamadı." dediğini de hiç unutmam.
Bize değişik olaylardan bahseder, sorularımıza cevap verir, rüyalarımızı dinleyip güzel güzel tabir ederdi. Bir gün “siz söz dinliyorsunuz, dediklerimi yapıyorsunuz, onun için size konuşmak, bir şeyler anlatmak, öğretmek hoşuma gidiyor." demişti.
“Zemzem suyu mayalıdır. Ne kadar sulandırılırsa sulandırılsın özelliğini kaybetmez. Bir damla bile zemzem konulsa tüm suyu zemzem yapar. Zemzem suyu üç farklı kaynaktan gelir. Ondan dolayı lezzet farkı olur." demişti.
"İsimler çok önemlidir." deyip bize şöyle bir olay da anlatmıştı: Yeni doğan bir bebeğe Mustafa Sabri ismini konulmuş. Çocuk çok ağlıyormuş. Sonra bir Hoca Efendi'nin tavsiyesiyle ismini Mehmet Necati’ye çevirmişler. Bize bu durumu “çocuk necat buldu, kurtuldu." diye yorumlamıştı.
“Yine çocuklarla ilgili olarak da erkek çocuklarını çok öpmememizi, aksi halde ciddi olmayacaklarına dikkat çekmiştir.”
Türkiye'de olup biten olaylara karşı da her zaman ilgiliydi. Ayasofya’da yeniden namaz kılmaya başlamasına çok sevinmişti. 15 Temmuz olayları ile ilgili yorum yapardı sonra da "Hak sillesinin sedası yoktur. / Bir vurdu mu da devası yoktur.” beyitlerini de arada bir söylerdi.
Bir keresinde rüyamda Peygamberimizin kabrinin önündeydim. Baktım, tahta bir kapı var. Eski hali de tahtadır zaten. Ben orada dururken bir anda kapı açıldı, Ben de içeriye girdim. Peygamberimizin kabri böyle ortada, üstünde toprak olan şekliyle.
Hemen kabrin yanında oturdum, toprağı okşadım, okşadım. Ama bu rüyayı niçin gördüm, biliyor musunuz? Ben o gün büyük bir iyilik yapmıştım. Bir ailenin yuvası yıkılıyordu. Benden yardım istediler ben de onların arasını buldum. Nasıl mutlu oldular, nasıl memnunlar bir bilseniz. Bana nasıl dua ettiler...
Bu satırlara benzeyen daha nicesi 197. sayfada biterken 198.-222. sayfalar arası bir fotoğraf albümü içinde dostlarıyla çekilmiş resimler arasında el yazısı ile yazılmış iki sayfalık mektup da yer alır.
AHMET TAŞTAN