Sevgili günlük,
Uzun zamandır seninle dertleşmediğim için belki ismimi unutmuşsundur.
Yalan yok üniversite sınavı, denemeler, dersler derken ben de seni unutmuştum. Bugün çok etkili bir ders sonrası hocamız çıkarken “bunları günlüğünüze yazarsanız, unutmazsınız demişti de işte o vakit aklıma geliverdin.
Bizimki vefaya sığan bir dostluk değil ama şimdi bir vesile oldu da sana bu mübarek Cuma günü öğrendiklerimi yani belki de benim gönül iklimimi değiştirecek cümleleri paylaşmak istiyorum.
Müsaade edersen başlayayım hikayeme.
İstiklal Marşı için sıradaydık, arkadaşlarla hafta sonunu planlayan ufak konuşmalar yapıyorduk. Yanımıza geldi saçına aklar düşmüş edebiyat hocamız ve ismimi sordu.
Hatta o gün derste “açık yeşil başörtülü kız” diye tarif etmişti beni. Ön sırada oturduğum için sormuştu: “Aramızda ne kadar mesafe var?” Ben, fiziksel açıdan düşündüm ve bir metre dedim. Ama o, etkileyici cümlelerin sahibi hocamız “Ben sana ne kadar yakınsam, sen bana o kadar uzaksın” diyerek aramızdaki mesafeyi bakış açısına göre tanımladı. “Uzaklık veya yakınlık kelimesini belirleyen aramızdaki yani insanlar arasındaki muhabbet tanımlar deyince aklım karıştı.
Gerçi diken üzerinde duruyorduk tüm sınıfça. Çünkü arka sıralarda dersi dinlemek yerine kendi arasında konuşan ve hiç susmaya niyeti olmayan arkadaşlarımız, ikide bir hocamızın sözlerini yarıda kesilmesine sebep oluyordu.
Deneme sınavları sebebiyle sene başından beri doğru dürüst ders işleyemedik Klasik Ahlak Metinlerinde. Ama ikinci dönem birinci sınavlarının boşluğu sebebiyle derste kitaptaki metni okurken ne derin ve faydalı bilgileri kaçırmış olduğumu hissetmiştim.
Sevgili günlük,
İlk cümleler çok güzeldi. Dersin başında “hani bilgisayar oyunu vardır, kızlar daha çok oynar Barbie bebeği üzerine kıyafet giydirme.” deyince... Hatırladım bir zamanlar ben de oynamıştım o oyunu. Kızcağızın üzerine uygun kıyafetler; etek, gömlek, ruj, gözlük, ayakkabı, çanta ne varsa hepsini pembenin tonlarıyla uydurarak giydirmiştim.
Tabii derse bu örnekle başlamasını da anlayamadım. Sonra “Siz bir roman yazarı olsanız, bebeği giydirdiniz gibi, roman kahramanınıza karakterler yükleseniz; cesaret, yiğitlik, yardımseverlik, üç kağıtçılık, hilekar, içten pazarlıkçı gibi... Onu yeniden inşa eder misiniz?
Hepimiz içimizden cevapladığımızı başımızla onayladık. O ise daha fazla ikna etmeye çabaladı.
“Şu önünüzdeki sıra değişir mi yani tahtasını kastediyorum, değişir mi? Şu demir parçası değişebilir mi, diye sorduğunda “Evet, eline testere alan tahtayı keser biçer, çekici alan demiri eğer büker ve ona yeni şekiller verebilir.”
Ama bunları niye anlatıyordu bize, bir türlü aklım basmıyordu. En sonunda bütün bunların sebebi insanın her an değişebileceği, fikrini zihnimize kazıyordu adeta.
“Fakat hiçbiriniz bu okula şu davranışı, şu huyumu suyumu değiştireyim diye gelmiyorsunuz. Hepiniz, değilse bile çoğunuz, burada, öğrendiğiniz bilgileri derleyip "diploma" denilen o karton kağıdı almak için çözüyorsunuz, diye indirgeyivermişti bütün bir lise hayatınımızı.
Gerçekten bu okulda ahlaki bir tutum olarak ben ne öğrenmiştim hocalarımdan. Aklıma hiçbir şey gelmiyor. Ama öğrenmişimdir muhakkak. Peki arkadaşlarımdan örneklediklerim?! Evet, bazen yüzümüzü kızartacak davranışlar derlemişimdir. Evde bile sorun oluyordu bu tutum ve davranışlarım bir zamanlar.
Sevgili günlük,
Bir cuma günü aksaçlı edebiyat öğretmenden öğrendim ki “karar ve niyetlerini temiz tutmada başarılı ve gayretli ol” cümlesini duyunca çok büyük bir anlamla karşı karşıya kaldım.
“Niyet, bir davranışın neresinde yer alır?” sorusu bir an boşluğuma geldi, bilemedim.
Orta sırada arkada oturan bir arkadaş “Davranışın başına yer alır!” deyince “Evet, eylem bir süreç meselesi ise başındaki niyet anlamlıdır fakat eylemi sürekli döngüsü olarak düşündüğümüzde niyet tam ortada, eylem boyunca, onun her safhasına anlam yükler.
Niyet, kalbin bir eylemidir ve insanlar davranışların kıymetini niyetine göre belirler. Sanki niyet davranışın ruhu gibidir.
Ona anlam katar. İşte bunu temiz tutmak gerekir. Çabalayacak şey burasıdır. Yoksa insan başladığı gibi devam etmez hayatta. Çünkü kalp değişkendir niyetle sürekli değişebilir.”
Ne çılgın manalar bunlar sevgili günlük, yüreğim yerinden kopacak sanki.
Sonra “sen kendini nasıl biliyorsan öyle ol!” cümlesini okuyuverdi kitaptan. Dürüst isen, çalışkan isen, iyi niyetli isen, güzel bir insan isen ve kendini öyle tanımıyorsan; tam da öyle ol.
Başkalarının tanımlamalarına göre kendini ayarlama. İnsanların sana biçtiği vasıflarla yaşamak yerine, özünün ve sözünün doğru olması için sen kendini nasıl biliyorsan öyle bilmek istiyorsan öyle olmalısın, deyince bundan da etkilendim.
Bir de başkalarına saygılı olmam hakkında nasihatte bulundu kitap. Biz, insanlara karşı saygıda kusur etmediğimizde aslında kendimize saygı duyduğumuzu bilmek ne kadar anlamlı bir şey.
Bugünkü dersten almış olduğum bu kadim bilgileri, hayatımın prensipleri haline getirirsem belki dört yıllık lise hayatım boyunca elde ettiğim en güzel bilgiler olacak.
Sevgili günlük,
Sözleri çok çarpıcı, düşünceleri çok etkileyici edebiyat öğretmeninin sınıftaki arkadaşlarla akıl tokuştururcasına laf dalaşı yapmasından tut da; o devamlı konuşan arkadaşı susturmak için cümleleri yarıda bırakıp keskin gözlerle onun süzmesi ve en sonunda sınıftan atması hepimizi bir hizaya getirmişti
Öyle sanıyorum hocamız da anlattığı dersten memnun idi. Çünkü biz ondan etkilenmiş, o da bizim sükunetle dinleyişimizden etkilenmiş olmalı. Hatta yan sınıftaki bir arkadaşın o etkili dinleyişini diline doladı da bize örnek verdi.
Sevgili günlük,
Böyle etkili derslerden sonra seninle dertleşsem yani günümü özetleyiversen hem bir hatıra kalır bana hem de tekrar etmiş olurum konuyu. Bu yazdıklarım iyi bir başlangıç olsun o zaman.
Bugünlük yeter sevgili günlük. Hayırlı akşamlar.
AHMET TAŞTAN
Kaynak: gencgazete.net