Çok değerli genç yazar Ayşe Bedevi,

“Ahmet Taştan hocama sevgilerle” diyerek imzalamış olduğun “Dünyaya Kafa Tutuyorum” isimli romanını büyük bir heyecan ve Edebiyat öğretmeni titizliği ile okudum. “Kafa” kelimesindeki F’nin, rakibine kafa atan bir insanı andırması dikkatimden kaçmadı.

“Küçüklüğümde en büyük hedefim, 18 yaşında bastığımda kendime ait bir eserimin olması ve onu raflarda görmekti.” cümlesindeki mana artık mücessem bir hale gelmiş ve seni onurlandırmıştır, umarım.

Aldığın bu kararı, zamanında yerine getirerek şahsiyetli bir duruş, etkileyici bir karakter olduğunu, Ayça'nın şahsında remzetmişsin. Çektiği onca sıkıntıya rağmen, Allah'a sığınarak sabreden ve mutlu sona ulaşan (yani aşık olduğu komiser Deniz ile evlenen) roman karakterin Ayça'nın dünyaya kafa tutması üzerinden senin karakterini de izleyebiliyoruz.

221 sayfalık, karmaşık denebilecek bir kurguyu, roman kahramanları arasında bölerek okuyucunun zihnini zorlayan eserinde, çok güzel ifadeler yakaladım.

"Yazmayı aynı zamanda sürekli gelişen bir yolculuk olarak görüyorum. Yazının dönüştürücü gücünü daha görünür kılmayı hedefliyorum. Gelecek nesillere kazandırmak istediğim bazı değerleri aktarmaya çalışıyorum.” gibi ifadelerini kutlu bir yolculuğun göstergesi olarak tespit ediyorum. " "Okul sıralarından hala çıkabilmiş olmamana rağmen 18. yaş hediyesi olarak kendine takdim ettiğim bu kitap, ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, hepsi, takdiri hak etmenin altında yer alır.

"Tebrik ediyor, başarılı buluyorum" gibi genel ifadelerin yanında imla- noktalama, kitabın dizaynı ve bazı ifadelerin sıkça kullanılması konusunda yapabileceğim her türlü eleştiri, gönlüne gölge düşürmesin.

On bölümden oluşan “Dünyaya Kafa Tutuyorum” isimli eserin; macera, polisiye, aşk, özlem, hasret ve sevginin yanı sıra acı, dert, sıkıntı gibi duyguların harmanlanması hayatın gerçekliğini net bir şekilde yansıtıyor.

Değerli Bedevi,

Eserinde bazı bölümler çok akıcı, çok edebi iken bazı bölümlerde tekrardan doğan ve okuyucunun diline ağır gelen satırlar da söz konusu. Kahramanlar arasındaki akrabalık ilişkileri nedense bir noktada karmakarışık bir hale geliyor sonra sadeleşiyor. O onun oğlu, o onun kızı, bu onun annesi, amca denilen kişi aslında babası, azılı katil diye aranan kişi polisin babası çıkması, zalimle iyi insanın kardeş olması gibi ilişkiler üç beş başı olan dolaşmış bir ip yumağını anımsatıyor.

Bunun en büyük sebebi birinci kişi ağzından anlatılan ve üç yıldızla ayrılan kısımlarda öznelerin sürekli farklı olması. Bu yeni bir anlatım tarzı mıdır, bilemedim ama seri bir şekilde okurken kim konuşuyor burada dediğim çok oldu.

Ayça konuşuyor, ardından söz Denize geliyor, sonra Gökhan amca, zalim Erkan, ikizlerden Nalan ya da Vildan... Ben okurken bu yıldızla ayrılan bölümlerin başına isimlerini yazdım. Bizim halk hikayelerindeki anlatım tarzını hatırladım. Aldı Kerem, der ve aşık Kerem duygu ve düşüncelerini şiirle anlatır. O bitince düz yazı ile olaylar anlatılır ve çevre tasviri yapılır. Sonra sırası geldiğinde “aldı Aslı” der sözü Aslı’ya bırakır. Aslı da şiir formunda sözlerini aktarır.

Yani bölüm başlarında kimin konuştuğunu bilmiş olsaydık kurguyu daha rahat kavrardık. Kitabı sana geri vereceğim inceleyip düzeltmen gereken yerlerde gerekli işlemleri yaparsın. Lakin bu mektupta da onları zikretmek isterim.

Sevgili genç yazar,

Kitabım birçok yerinde bağlaç olan de hep bitişik yazılmış. İkinci baskıda bunun düzeltilmesi gerekir. “Sen benim kaderim oldun ve bende buna razı oldum.” (Sayfa 58)

Ayrıca -arak, -erek ve -ken eki kurduğun fiilimsiler yakın cümleler içinde olunca dikkat çekiyor. "Gökhan'ın gelmesini beklemeyerek şaşkınca ona bakarken aynı zamanda bir mutluluk dolmuş yüreğimle ben ona gülümseyerek bakarken Gökhan amca ona endişeyle baktığı.” (sayfa 47) “ Göz göre göre kızını elin adamına teslim mi edeceksin!?" diyerek bağırmaya başladım hareketlenerek: (sayfa 23)

Böyle örnekleri çoğaltabilirim ama sana ulaştıracağım kitapta bunları tespit ettim orada daha iyi göreceksin. Bazı kelimeler de dikkatimi çekti: bakışlar attım, ona doğru adım attım, ayağa kalkarak dışarı adım attım, adım atacağıma karar vererek ayağa kalktım, gözlerim kapıya doğru yöneldi, streslenmiştim, zar zor, sırıttı, yazı tipi, lan, sövdüm, anlık, delik deşik her yere bakıyorlardı... vb.

Bu kelimeleri de belki gözden geçirirsin. Bazı kahramanların duygusal sayıklamaları bölümünde heyecanları güzel verilmiş. Tekrarlar, o bunalımlı hali daha net ortaya koymuş.

Bazı bölümlerde de çok anlamlı çok derin cümleler okudum, onların altını çizdim yanına yıldız koydum. Aşk, hayat, acı ve benzeri kavramlar hakkında güzel tespitler vardı.

Müslüman bir zihinle yazılmış eser demek için henüz erken diye düşünüyorum. Lakin Yunus peygamberin, balığın karnındayken yaptığı duayı Arapça olarak zikretmen ve Ayşe'nin bir binanın altında esir iken darda kalmış insanlar gibi bolca dua etmesinin vurgulanması dikkatimi çekti

Değerli genç yazar,

Kalemin gelecek vaat ediyor. Gayet başarılı ve etkileyici romanlar yazacağına inanıyorum. Daha çok liseli gençlerin sorunlarını yansıtan ve onları doğru yola sevk eden cümleleri seslendirecek kahramanlar ile kurgulayacağın romanları okumayı heyecanla bekliyorum.

Yazı hayatında başarılar diliyorum.

AHMET TAŞTAN