“Taş yerinde ağırdır” demiş atalarımız bir şeyin değerini belirlemek maksadıyla.
Ramazan ayı müddetince duyduğumuz oruç, teravih, Kur’an, hatim, sahur, iftar, fıtır sadakası, zekat, yardımlaşma, hayır, hasenat, sabır gibi birçok kelime de kendi ağırlığını hissettirmektedir ruhumuzda
Her şeyin değerli ve anlamlı olduğu bir zaman dilimi olması ve o vakitte bunların konuşulması insanların canını sıkacak bir hal değildir. “Hep aynı şeyler” girdabına yakalanıp da kulağını tıkayanlardan olmamak için bildiğimiz şeyi tekrar duyuyormuş gibi dinlemek bizi daha da değerli kılacaktır.
Bu seneki Ramazan ayının toplumumuza getirmiş olduğu o ulvî mana daha derinden hissedildi bence. Sebeplerini belki çoğumuz düşünmüşüzdür. Ben iki sebebin güçlü tesirine kanaat getiriyorum.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın okullarımızda Ramazan etkinlikleri çerçevesinde yapılması gerekenlerle alakalı gönderdiği talimat, bu anlamda çok önemli. Çocuklarımız neşe ve sevinç içinde okul koridorlarını, sınıflarını, sınıf kapılarını ve panolarını süslüyorlar. Her yerde ramazanla alakalı bir işaret, bir iz görmüş olmak memnun ediyor iman etmiş gönülleri.
İslam düşmanı zihniyetlere yakışacak kelimelerle en belirgin şekilde bu uygulamalara itiraz edenler de vardır. Lakin bazıları da farklı sebeplerle o düşman zihniyetlerin kelimelerini paylaşıyorlar ve destekliyorlar.
Her zaman şunu söylemişimdir. İyiliğin içindeki güzellik, hayır, hasenat ve İslamiyet toplumda görünür olması gerekir. Nasıl ki Müslüman kadının başörtüsü inancının bir sembolü olarak üzerinde durmaktaysa Müslüman erkeğin ahlakı/edebi de görünür bir vaziyette davranışlarında yer bulmalıdır. Taş yerinde ağırdır ya... Böylece diğerleri de İslam'ın, bireye ve topluma nasıl tesir ettiğini bir şekilde görme imkanına sahip olmaktadırlar.
Lüzum etmedikçe Müslümanlığından bahsetmeyenler, yeri geldiğinde kimlik beyan eder gibi Müslümanlığından söz açanlar biraz yapay kalırlar. Zira İslamiyet’i bir süslü elbisenin üzerimize oturduğu gibi ahlakımıza ram edersek onu görünür kılabiliriz. Ramazan ayı bu imkanı tüm müminlere aleni ve aşikar bir şekilde mümkün kılmaktadır.
"Bir başka ramazan" yaşamamızın sebebi de tüm dünyayı saran Celal Karatüre isimli gönül insanının "Kabe'de hacılar hu der Allah" ilahisinin yaygınlaşmasıdır. Okullardaki etkinliklerle bütünleştiğinde her yer bu ilahinin nağmeleri ile inlemekte ve insanlar bu ezgiyi beğenmekteler.
Küçücük çocuktan, yetişkinlere, oradan ihtiyarlara kadar uzanan bu ilahi dillerden düşmemektedir. Yabancı ülkelerde bile söylenmesi beklenmedik bir çıkış olsa gerek.
Taş yerinde ağırdır sözü işte gerçekleşmiş oldu. Samimi, içten tavırları ile sanatçı kardeşimiz, “taşı gediğine koymuş” ve tüm gönüllere dokunmuştur.
Ramazan sözlüğünün tüm kelimeleri en canlı biçimde gönülden gönüle toplum arasında uçuşmaktadır. Fakat bu “Ramazan başka” derken; “Ramazan'ı bambaşka” hale çeviren acı olaylar da gerçekleşmiyor değil. Ülkemizde ismi lazım değil bir gazeteci "Ben olsam Müslümanlara Ramazan ayında saldırırım” diye yıllar önce şom ağzını açıp kapamış bu ihanet dolu sözü söylemişti.
Sanki ondan akıl almışçasına zalimler, Müslümanların yaşadığı coğrafyaları bombalarla ateş topuna döndürüyor. Ramazan'ın bolluk ve bereketi ülkemizin barış içinde olması ve gençlerimizin aşkla şevkle teravihe koşması, iftarlarda buluşması her ne kadar hoşumuza gitse de gelecek günlerin tehlikesinden bizleri gaflete düşürmemeli.
Ramazan'ın sağladığı birlik ve beraberlik duygusunu yardımlaşma ve cömertlikle taçlandırmalı, kalbimizdeki siyasi nifak anlamına gelecek tüm sözleri yutmalıyız.
Sabır ayı, Kur'an ayı diye zikredilen Ramazan'da eylemlerimizi vaktin ruhuna uygun olarak idrak etmeliyiz. Allah'tan gayrısının “sevabını veremediği orucun”: psikolojimiz üzerinde yaptığı güzel değişimleri kaydetmeli ve devamını da getirmeliyiz.
Her zaman dediğim gibi; bereket, mağfiret, affolma ayı Ramazan medresesinden pek iyi derecelerle mezun olmalıyız.
Göklerden af ve mağfiretin yağdığı böyle bir zamanda, “kendini affettiremeyenin burnu yerde sürünsün” bedduasına yakalanmamak için Reyyan kapısında sırada olmamız gerekir. Cennet gibi cümlelerimizi sarf ederken içimizi cehennem çevirecek kelimelerden uzak durmalıyız.
Bol bol euzü besmele çekip zaten zincirlere vurulmuş şeytandan ve şeytanlaşmış insanlardan beri olmalıyız. Ramazan yeni bir diriliş, yeni bir uyanış, af ve mağfiret olma ve gerçek kurtuluşa erme ayıdır.
“Hayatımızın anlamını bize ikram eden” Kur’an-ı Kerim'in indiği Kadir gecesine ondan sonra da bayrama vasıl olacağız yakın zamanda. Cömert Müslümanların ve hayırsever insanların mutlu olduğu bu manevi atmosferin devamını diliyoruz.