Ahlâk bütün zamanlarda güzeldir, gereklidir. Ancak zor zamanlarda ahlâk diğer zamanlara göre daha değerlidir, ahlâklı olmak isteyen için gereken himmet de daha yoğundur.

Bu, sahrada ahlâklı olmakla şehirde ahlâklı olmak şeklinde bir benzetme ile de izah edilebilir. İnsanların sayısı arttıkça ortaya konması gereken ahlâki tavır da yoğunlaşmalıdır. Zenginlik elde edildiğinde ortaya çıkması gereken ahlâk, fakirlikle boğuşurkenki ahlâktan daha zor bir ahlâk olacaktır.

İmanın elde kor gibi taşınır hâle geldiği bir zamanda ahlâk elbette kolay bir beceri olmayacaktır.

İnsanlar ya ahlâkın şeklini değiştirecekler ve ahlâksızlığı da ahlâk olarak benimseyecekleri için ortada aykırılık kalmayacak ya da ahlâk ispatı zor bir iddiaya dönüşecektir. Her iki durum da ahlâk için erimedir, ahlâklı için zorluktur.

Gerek ahlâka yeni bir şekil verilip, aslında gayri ahlâki olanların ahlâk dairesine alınması ve gerekse ahlâkın esastan gereksiz görülmesi, mü’min için elbette bir zorluktur; ama kayıp değildir.

Çünkü mü’min, dininin bir emrini yerine getirirken karşılaştığı sıkıntı onun için ecre dönüşür. Kimsenin ahlâka itibar etmediği bir zamanda veya maddi değerlerin daha üstün tutulduğu ortamlarda aslî kimliğini koruyup ahlâk üzere kalan, bir tür cihat eden mücahit durumundadır.

Şüphe ve tereddütlerin fırtına gibi estiği dönemlerin sabit ayakta kalabilenleri, cephelerinde ribat hâlinde olan murabıtlar olarak vasfedilmeye müstehaktırlar.

Ahlâk, dinin en tabii parçalarından bir parçadır hatta ahlâkın hayâ gibi bölümleri imandan bir parça olarak takdim edilmiştir. Ahlâktaki erime, gelgitler mü’min gözüyle bakıldığında esastan bir tehlikeyi, kalplerdeki sapmaları işaret eder.

Ahlâksız bir İslam düşünülemeyeceğine göre, onun varlığı veya yokluğu ya da zayıflığı İslam adına varlık, yokluk veya zayıflık kelimelerini çağrıştırır.

Her hâlükârda iman davasında olanlar, ahlâk adına da talepte bulunmalıdırlar. Ahlâkın yükselmesini imanın yükselmesi olarak görmeli, kaybolmasını da kalplerin kayması, amellerin yitirilmesi olarak düşünmelidirler.

Zor zamanlarda ahlâk, zor zamanlarda iman çağrışımı yapılmalıdır. Ahlâkın en mükemmel örneği olan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve sünnetinin önemsenmediği bir zamanda yaşayan Müslümanların ahlâka verilmeye çalışılan yeni şekle karşı da ahlâkın kökten yok sayılmasına karşı da kendilerini kalenin son neferleri olarak görme basiretini gösterebilmelidirler.

Mü’min, kapasitesini ve imkânlarını aşan, altında kalacağı işlere girmemelidir.

Ahlâk, ikinci insanlara karşı mü’min kimliğimize uyumlu tavırlar sahibi olmak olduğu gibi, şahsiyetini ve mü’min kimliğin verdiği özellikleri korumak da bir tür ahlâktır.

Mü’min onuru, imanî şahsiyet acil korunacaklar arasında bulunmalıdır.

(Devam edeceğim inşaallah…)

NURETTİN YILDIZ