Hissedebilmek; bir duyguyu içten duymak, fark etmek, ruhsal bir duyguyu yaşamak, bir şeyin olacağını önceden sezmek gibi anlamlara gelen kavramdır. İnsan beden elbisesi ile hayat sahnesinde dolaşmakta ancak ruhu ile can bulmaktadır.
Fiziki görünüş insanoğlu için görünen, hareket halindeki kısımdır; asıl ona insaniyetini veren ise iç âlemidir. “ Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok; nice elbiseler gördüm, içlerinde insan yok.” Mevlana, bu sözü ile insanlığın halini adeta özetlemiştir…
Peki, âdemoğlu zahiren gördüğüne takılıp kaldığının, batınını, hakikatini bilmediği şeyin gölgesini gerçek saydığının farkında mıdır? Yavaşlayıp algılamanın, anlamaya çalışmanın, bakma ile görme arasındaki incecik çizginin idrakinde midir?
Bodoslama yaşadığı her anın zayi olduğunun, kendisine verilen nimetlerin, sevdiklerinin, ona emanet edilen her şeyin gelip geçici olduğunun, ömür denilenin bir ağacın gölgesinde oturmaktan ibaret olduğunun hissiyatında mıdır?
Yazık ki belki de bu sorular sarmalını hiç aklından dahi geçirmemiştir! Ölüm denilen gerçeği sevdiği bir yakınını toprağa verirken izlemeye cesaret ettiği vakit aklı ile çözmeye çalıştıklarını kalbiyle çözdüğünü fark edecektir.
Ancak ortada insanın sadece zahirini ortaya çıkarıp insaniyet kısmını atıl bırakmaya çalışan akımlar bulunmaktadır.
Günümüz dünyasının körleşmiş, şaşı bakan zihniyetinde, sanki insan bedeninden ibaret bir robot gibi gösterilmekte ve öyle bir yaşam sürmesi için teşvik edilmektedir.
Sosyal platformlarda şıklık, güzellik, şatafat, gösteriş, estetik gibi şeylerle insanın sadece fiziki yönünü doyurması, bundan haz alıp sürekli bir değişim içine girmesi aşılanmaktadır.
Oysa insanın asıl kısmı iç âlemi, duyguları, kalbi, vicdanı ve davranışlarıdır. Modern çağın insanı, görüntü çılgınlığı ile uğraşırken hissiyatını, ruhunu ihmal etmekte ve maalesef hissizleşmektedir.
Sosyal medya kanallarında hızlı hızlı bir şeyleri sürekli kaydırırken değişen görüntüleri alelacele izlerken yaşadığı duygu değişimlerinin farkında bile değildir.
Kısa videolarda kimi durumlara ağlarken anında başka bir videoda gülmekte aradaki zaman değişimi ise birkaç saniye şeklinde işlemektedir. Ani değişen bu his karmaşası ise iç dünyasını kirletip hissiz insan tiplerinin oluşmasını sağlamaktadır.
Öyle olmasa insanlar, nasıl bir cenaze evinde, borsadan, alışverişten umursuzca bahsettiği yetmiyormuş gibi yakını vefat etmiş acısı olan bir evden hizmet ve yemek ikramı bekleyebilir?
Ya da ölmüş birinin ardından fütursuzca atıp tutarak hayatını kaybetmiş bir cana ve sevdiklerine saygısızlık edebilir?
Âdem olmak için önce adam olmayı bilmek gerekir. İnsan ancak başkasının acısına da kayıtsız kalmadığında gerçek manada insandır!
Sözün özü; “ Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimim, ondan ne kadar bizarım! Mehmet Akif ERSOY)
Sevda ÇEVİK