Kadın ve erkek bir yola girdiler, dünya imtihanında birbirine cennet yoldaşı olma sözü vererek, birbirinde huzur bulma niyetiyle bu yolculuğa başladılar. Eş olmanın getirdiği sorumlulukları paylaşarak, birbirini tamamlama gayretiyle sevgi ve muhabbet besleyerek başladı her şey.

Tüm yollar gibi bu yolda da taşlar, dikenler, çukurlar, tümsekler, düzlükler olacaktı. Zorluklar, zahmetler, meşakkatler bu yolun olmazsa olmazıydı. Asıl mesele; erkek ve kadının bu yolculuktaki duruşu, tavrı, eş olmak için yola çıktığı sevdiğine verdiği değeri gösterebilmesi idi.

Gençlerin birbirini tanıması olan söz- nişan dönemleri işte burada devreye giriyor. Birlikte oturup kalkarken, alış veriş yaparken, yiyip içerken, muhabbet ederken insanlar kendi hallerini belli etmektedir. Bu süreçte doğru gözlemi yapıp önceliklerini belirleyebilen erkek ve kadın kararlarını da doğru verebilir. Ama tabi ki kendini tanıyan, ne istediğini ve ne istemediğini bilen kişi için bu mühimdir.

Evlenmek için evlenmek diye bir bakış açısı olmamalı; insan ne aradığının farkında olarak, yanında taşıyacağı, evlatlarına ana-baba olacak bir eş düşüncesi ile değerlendirme yapmalıdır. Bu sebeple seçim yaparken neyi öncelediği, her vakit önünde olacaktır.

Sadece güzellik peşinde koşan yanında huy-ahlak güzelliği yoksa bir vakit sonra hüsrana uğrayacaktır. Malın-mülkün derdinde olan ise herhangi bir sıkıntı çıktığında ya da parasız kaldığında elleri bomboş kalacaktır. Soy- sop asalet derdinde olan ise kibir duvarına toslayacaktır. Rahmet Elçisi’nin tavsiyesini tutup ahlak güzelliğini önceleyen ise huzur, mutluluk kapılarını aralayıp dingin bir hayata yelken açacaktır.

Tanışma dönemlerinin belki de en önemli sıkıntıların biri ise el âleme göre kararlar almaktır. Günümüz de bu duruma bir de sosyal medyadaki sanal gösterişli, şatafatlı hayatlar da katılmıştır. Gençler arasındaki evlilik teklifi, kız istemeye giderken meşale gösterisi, nişanda abartılı alış verişler, kadın ve erkeğin sürekli abartılı şekilde hediyeleşmesi, şatafatlı kına geceleri, bu gecelerde bitmek bilmeyen kıyafet kon binleri, abartılı düğün organizasyonları derken ipi ucu kaçmakta evlenme niyeti ile çıkılan yolda borç batağına düşüş gençleri karşılamaktadır.

Elbette ki kadın- erkeğin istekleri, hevesleri önemsenmeli, gereken yapılmaya çalışılmalıdır. Ancak bu istekler sarmal halinde sınırsız ve fütursuzca devam ettiğinde eleme yapılabilmeli, ihtiyaçlar ortak kararla belirlenmeli bu sırada karşılıklı rıza ile iş tamama erdirilmelidir. Sırf el âlemi memnun etmek ya da gösterişle hava atmak için bazen de sanal âlemde beğeni rekorları kırmak amacı ile yapılan her türlü gereksiz etkinlik evlenecek gençlerin ilişkilerini yıpratacaktır. Kâinatın Sahibinin ve Rahmet Elçisinin buyruğu ise gençlerin yuva kurmaya çalışırken işlerini kolaylaştırmaktır.

Günümüz dünyasında adetler ayetlerin önüne geçmiş durumdadır. Bu durum özümüzden koptuğumuzu, Yaratanımızdan bağımızı da zayıflattığımızı göstermektedir. Aslında her eş adayı kendine has, kendine özel bir sevgi içindedir. Her çiftin ilişkisi, sevgisi zevkleri, hayata bakışları, mutlu olma halleri birbirinden bambaşkadır. Sosyal medyada ise aynileşen hayatlar karşımıza çıkmaktadır. Bir evlenme teklifi kendine özgü özel bir anlam taşırken sanalda görülenin özentisi eş adaylarının beklentilerine karışmıştır. Oysa biricik olan, kendine has olup samimi bir tavır taşıyan hal insanı mutlu eder. Başkalarında görülen ve akıbetinden habersiz olunan gösterişler ise sadece bir anlık rüyadır.

Kendini ve sevdiğini tanıyan kişi, huzuru da mutluluğunu da kendi inşa etmeye çalışır. Özenti kültüründen, yapmacık sanal hayatlardan, el âlem ne der bakış açısından uzak, kendine has, doğal ve içten bir muhabbetle kurar. Tek düşüncesi yâri ile arasındaki bağı kuvvetlendirmek istekleri makul ölçü ile karşılayarak evliliğini yuva yapabilmektir.

Kadın ya da erkek her gönülden sevenin bakış açısı bu olmalıdır ki o ev haneye dönüşsün, hane ise huzura erilen, kendisiyle tamam olunan bir yuva olsun…

Sözün özü; “Mutluluğu senle bulan senindir, ötesi misafir…” ( MEVLANA)

Sevda ÇEVİK