“ Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için kendi türünüzden eşler yaratması, aranızda sevgi ve merhamet var etmesi, Allah’ın varlığının ve kudretinin delillerindendir.” ( Rum Suresi; 21. Ayet)

Eş; birbirini tamamlayan iki parçanın diğeri, yarım kalmışlığı tam eden, eksik kalanı bütünleyen, yapbozu tam eden kısımdır. Âdem cennet gibi sonsuz bir güzelliğin içinde dahi kendini eksik hissetmiş yalnızlığını kendinin bir parçası olan Havva ile tamamlamıştır.

Aynı türden ancak farklı bir cinsiyetten, insaniyetten ancak bambaşka bir duygu ve ruh halinden tamamlanabilmiştir. Kendinde olanla eşinde olanı birleştiğinde bir olduğunu fark etmiştir. Zaten aşk; benden ve senden geçip biz olmakta saklı değil midir?

Erkek ve kadın aynı tür varlığın iki zıt karakterleri; varlık âleminin tezatlıkları içinde saklı numuneleri olarak dünya sahnesinde boy göstermişlerdir. Kâinatın Sahibinin bambaşka kabiliyet ve fıtratta yarattığı iki farklı insan türü, duygu ve ruh dünyası ile birbirini çeken mıknatıs gibidir.

Tek başına iken hep bir yanı eksiktir. En güçlü olduğu halde dahi kalbinde bir boşluk taşır ki bu boşluk ancak gönlünü sarmalayan bir eştir. Rahmet Elçisi, eş seçerken dört hususa dikkat edilmesini bizlere tavsiye etmiştir. “ Soy-sop temizliği, mal-mülk yakınlığı, güzelliği, ahlak güzelliği olarak açıklamıştır. Siz ahlakı güzel olanı tercih edin diyerek de vurgulamıştır.”

Elbette ki gençlerin evlenirken bu durumları dikkate almaları gerekir. Diğer kıstaslar gelip geçici iken ahlak güzelliği kalıcı ve insana huzur veren yanı ile süreklidir. “ Güzelliğe güvenme bir sivilce yeter, mala mülke güvenme, bir kıvılcım yeter!” Sözünün karşılığı dünya hayatında görülmektedir. Aslında erkek de kadın da eşinde en çok huzur bulmayı arzu etmektedir.

Sevdiğini gördüğünde sakinleşmek, dinginleşmek, dertlerini bir kenara bırakıp kendine gelmek dileğindedir. Rabbimiz de kelamında eş olmayı birbirinde huzur bulmak diye tabir etmiştir. Peki, nasıl olacak bu durum derken sevgi ve merhametle buyurarak bize kapı aralamıştır.

Sevmek; derin bir ilgi, birbirine şefkat ve merhametle, sadakatle bağlılık duygusu diye tanımlanmaktadır. Karşımızdakini önemsemek, onun mutluluğu ile mutlu olmak, emek ve özenle sevdiğimize karşı sorumluluk beslemek, fedakârlıktan kaçınmamak onunla hemhal olabilmektir.

Sadece lafta değil, sadece duygu da değil, her halde ve her durumda aktif bir şekilde özveri ile duyulan derin bir bağdır. Kâinatın Sahibi, bu sebeple bizleri eş olurken sevgi ve merhametle birbirimize bağlamış, bizden birbirimize huzur vermemizi istemiştir.

Günümüz dünyasının işte tıkandığı engel tam da buradadır. Kavramların içini boşaltan modern çağ, kadın-erkek yaratılış kodları ile oynamakta eş olmanın gerekleri saçma gibi gösterilmektedir. Sosyal medya kanallarında evlilik çok da gerekli değil gibi aktarılırken eş kıstaslarında tuhaf algılar oluşturulmaktadır. Günümüzün ailelerinde gençler, prenses erkek ve prenses kız gibi yetiştirilirken türlerine mahsus özellikleri yavaş yavaş kaybetmektedirler.

Kız çocuklarının fıtratlarına uygun, çekip çeviren narin, zarif, ahlaklı bir anne adayı olarak yetişmediği, erkek çocuklarının yaratışına uygun, lider, sorumluluk sahibi, kollayıcı, ahlaklı bir baba adayı olarak yetişmediği bir toplum çökmeye yüz tutmuştur.

Kadın ve erkek önce kendi benliği ile hayat bulup kendini keşfedecek ki birbirini sarıp sarmalasın. Kâinatın kelamında olduğu gibi birbirini örten elbise olsun. İşte o vakit eşler huzur kaynağı olmakla kalmayıp dünyada birbirinin cenneti olacaktır…

Sözün özü; “ İyi bir evlilik iki şeye bağlıdır; Birincisi, doğru bir insanı bulmaya, İkincisi; doğru insan olmaya.” (MEVLANA)

Sevda ÇEVİK