Üniversitede Yönetim Hukuku dersini alırken hocamız “İnsan Derisiyle Kaplı Anayasa” adlı bir kitaptan söz etmişti.

Kitabın adı çok çarpıcıydı. Araştırınca, İnsan Derisiyle Kaplı Anayasa kitabı, ünlü Türk anayasa hukukçusu Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya'nın aynı adlı siyaset ve hukuk kitabının adı olduğunu, kitabının adını Paris'teki Karnavale Müzesi'nde gördüğü ve gerçekten insan derisiyle kaplanmış olan 1791 tarihli ilk Fransa Anayasası'ndan esinlendiğini öğrendim.

Ercan Eroğlu Adalet Ve Hukuk (1)

İnsanlık tarihi, adaletin mülkün temelini oluşturduğunu, hukukun ise bir toplumun omurgası olduğunu defalarca kanıtlamıştır. Bir ülkede yasaların adil bir şekilde uygulanması, kurumların şeffaflığı ve yargının bağımsızlığı, yalnızca hukukçuların mesleki bir meselesi değil; o toplumun refahının, huzurunun ve geleceğinin güvencesidir.

Günümüzde uluslararası endeksler ve yayımlanan raporlar, bir ülkenin yalnızca ekonomik gücünü değil, aynı zamanda adalet sisteminin sağlığını da de gözler önüne sermektedir. Bu bağlamda, Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International) tarafından yayımlanan 2025 Yılı Yolsuzluk Algısı Endeksi (Corruption Perceptions Index - CPI) ve bu verileri hukuki perspektifle ele alan değerlendirmeler, Türkiye’nin adalet ve hukuk ekseninde kat etmesi gereken çok uzun ve zorlu bir yol olduğunu acı bir şekilde tescillemektedir.

Biz ulusal kalkınma ve bir ülkedeki adalet sistemine güven arasında doğrudan ve anlamlı bir ilişki olduğuna inanıyoruz. Değerli okuyucu bu makaleyi bir de bu gözle değerlendiriniz.

2025 Tablosu: Türkiye’nin Düşen Puanı ve Derinleşen Kriz

Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün 2025 yılı raporuna göre Türkiye, 182 ülke arasında 31 puanla 124. sırada yer almıştır. Bir önceki yıl 34 puanla 107. sırada bulunan Türkiye, bu yıl üç puanlık ek bir düşüş yaşayarak tarihinin en düşük seviyelerinden birine gerilemiştir. Daha da çarpıcı olanı, Türkiye’nin bu skorla 42 olan küresel ortalamanın ve Doğu Avrupa ile Orta Asya bölgesel ortalaması olan 34 puanın oldukça gerisinde kalmış olmasıdır.

Geçmiş yıllara uzandığımızda, 2010’lu yılların başında 50 puan eşiğinde seyreden bir Türkiye tablosundan, bugün 30'lu puanların alt sınırına sıkışmış bir görünüme geçilmiştir. Hukuk bürolarının ve uluslararası denetim mekanizmalarının analizlerinde de vurgulandığı üzere, bu düşüş ani bir kazanın değil, uzun zamandır tahrip edilen kurumsal denge ve denetleme mekanizmalarının, yargının siyasallaşmasının ve denetim organlarının işlevsizleştirilmesinin bir sonucudur.

Hukuk ve Adalet Olmadan Şeffaflık Var Olabilir mi? Yolsuzluk Algısı Endeksi, doğrudan rüşvet ve kamu sektörü yolsuzluklarını ölçer; ancak bu endeksin arka planında yatan en temel dinamik hukukun üstünlüğüdür.

Adaletin tesisi, sadece mahkeme salonlarında hâkimlerin karar vermesinden ibaret değildir; kanun önünde eşitlik, yürütmenin hesap verebilirliği, sivil alanın özgürlüğü ve en önemlisi bağımsız bir yargı erkinin varlığı ile mümkündür.

Bir ülkede yargı bağımsızlığı zedelendiğinde ve denetleme mekanizmaları sekteye uğradığında, kamusal kaynakların dağıtımından ihale süreçlerine kadar her aşamada keyfilik baş gösterir. Keyfiliğin olduğu yerde şeffaflık kaybolur; şeffaflığın kaybolduğu yerde ise yolsuzluk algısı tırmanışa geçer.

Hukukun ve adaletin zayıfladığı bir iklimin faturası yalnızca vicdani ve ahlaki boyutta kalmaz; toplumsal hayatın tüm damarlarına ve ekonomiye ağır bir şekilde yansır. Nitekim 2025 CPI raporunun ekonomik ve ticari yansımaları üzerine yapılan analizler, bu durumun iş dünyasını nasıl etkilediğini açıkça ortaya koymaktadır.

Sermaye ve uluslararası yatırımcılar için bir ülkeye yatırım yaparken bakılan en temel kriter, o ülkedeki hukuk güvenliği ve yargının öngörülebilirliğidir. Sözleşmelerin adil bir şekilde uygulanacağından, hak arama yollarının etkinliğinden ve mülkiyet hakkının dokunulmazlığından emin olunamayan bir pazarda maliyetler artar.

Türkiye'nin içinde bulunduğu düşük CPI skoru, uluslararası arenada şirketleri daha katı uyum süreçlerine, artırılmış durum tespiti zorunluluklarına ve hatta yerel mahkemeler yerine uluslararası tahkim şartı aramaya itmektedir.

Yerli yatırımcı ve vatandaş açısından ise durum daha da vahimdir. Adalet duygusunun zedelendiği, kanunların kişilere veya döneme göre esnetildiği algısı, toplumda derin bir güvensizlik yaratır. Liyakatin yerini sadakatin aldığı, kuralların değil kişilerin belirleyici olduğu bir düzen, en başta genç nesillerin geleceğe olan umutlarını tüketir. Bugün yaşanan beyin göçünün ve toplumsal yorgunluğun arkasında yatan en büyük etkenlerden biri, adil bir geleceğe olan inancın sarsılmasıdır.

Türkiye’nin 2025 yılındaki bu tablosu kader değildir. Tarihsel süreçte daha yüksek entegrasyon ve şeffaflık potansiyeli barındırmış olan bu coğrafya, liyakate dayalı devlet yönetimini ve hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etme potansiyeline sahiptir. Ancak bunun için öncelikle teşhisin doğru konulması şarttır.

Hukuk, toplumu ayakta tutan görünmez ağdır; adalet ise o ağa ruh veren erdemdir. Türkiye’nin 2025 Yolsuzluk Algısı Endeksi'nde 124. sıraya gerilemesi, sadece rakamsal bir gerileme değil, hepimiz için çok ciddi bir uyarıdır. Ülkenin ekonomik kalkınması, toplumsal barışı ve uluslararası saygınlığı ancak ve ancak hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesiyle mümkündür.

Unutulmamalıdır ki, adil bir yargı sisteminin ve şeffaf bir yönetimin olmadığı bir yerde ne kalıcı bir refah ne de huzurlu bir gelecek inşa edilebilir. Türkiye için artık kaybedilecek zaman yoktur; hukuku ve adaleti yeniden başköşeye oturtmak, ülkenin yarınları için atılması gereken en acil ve vazgeçilmez adımdır.

Ercan Eroğlu Adalet Ve Hukuk (2)

Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı

[email protected]