"Bir ülkenin geleceği yalnızca kaç öğrencisinin üniversite kazandığıyla değil, kaç çocuğunun okuduğunu anlayabildiğiyle ölçülür."
Türkiye eğitim sisteminin değerlendirilmesi, elde edilen sonuçlar üzerinden sistemin reforme edilmesi, iyileştirme çalışmaları yapılabilmesi için ulusal ölçekte bazı uluslararası sınavlara katılıyor. Katılımcı ülkeler uzun, zahmetli ve masraflı olan bu sürecin sonunda eğitim sistemlerini kamuoyunun önünde kıyasıya tartışıyorlar. Daha sonra sağlanan toplumsal uzlaşı üzerinden gerekli düzenlemeleri yapıyorlar.
Peki, bu tartışmaları ve düzenlemeleri yapabiliyor muyuz ya da yaptıktan sonra istenilen sonuçlara ulaşabiliyor muyuz?
Biz ulaştığımız sonuçları her alanda olduğu gibi geçmişle kıyaslıyoruz. Oysa küresel dünyada kendimizi geçmişin boy aynasında değil, rekabet ettiğimiz ülkelerin elde ettiği sonuçlar üzerinden değerlendirmeliyiz. Yoksa kendimizi kandırmaktan öteye gidemeyiz. Popülizm birazda böle bir şey değil mi, halkı kandırmak!
Uluslararası eğitim araştırmaları uzun yıllardır Türkiye'de yalnızca bir sıralama yarışı olarak tartışılıyor. PISA açıklandığında matematik puanlarına, TIMSS yayımlandığında fen başarısına odaklanıyoruz. Oysa ilkokul çağındaki çocukların okuduğunu anlama becerisini ölçen PIRLS (Progress in International Reading Literacy Study) çok daha temel bir soruya cevap arıyor ( https://pirls.meb.gov.tr/ ):
Bir çocuk okuduğu metni gerçekten anlayabiliyor mu?
Bu soru yalnızca eğitim sisteminin değil, aynı zamanda bir ülkenin demokrasi kültürünün, ekonomik yapısının ve sosyal adalet anlayışının da göstergesidir. Çünkü okuma becerisi yalnızca harfleri tanımak, birbirine çatmak değildir; düşünmek, sorgulamak, eleştirmek, dünyayı anlamlandırmak gerektiğinde de değiştirmektir.

Türkiye'nin PIRLS Yolculuğu
PIRLS araştırması Uluslararası Eğitim Başarılarını Değerlendirme Kuruluşu (IEA) tarafından beş yılda bir uygulanmaktadır. Araştırma dördüncü sınıf öğrencilerinin okuduğunu anlama becerilerini ölçmekte ve ülkelerin eğitim sistemlerini karşılaştırmaktadır. Türkiye ilk kez 2001 yılında, ikinci kez ise 20 yıllık aranın ardından 2021 uygulamasında araştırmaya katılmıştır.
2001 yılında Türkiye'nin ortalama puanı 449 iken, 2021 yılında 496 puana yükselmiştir. Böylece Türkiye puanını en fazla artıran ülkelerden biri olmuş ve uluslararası ölçekte dikkat çekici bir gelişme göstermiştir.
Bu artış önemlidir. Ancak tek başına yeterli değildir. Çünkü eğitimde başarı yalnızca puan artışı değildir; bu başarının toplumun bütün kesimlerine eşit biçimde yayılıp yayılmadığıdır.
Dünya Nereye Gidiyor?
PIRLS 2021 sonuçlarında zirvede yine Singapur yer aldı. Onu Hong Kong, Rusya Federasyonu, İngiltere, Finlandiya, Polonya, İrlanda ve Estonya gibi ülkeler izledi. Bu ülkelerin ortak özelliği yalnızca güçlü müfredatları değildir. Ortak özellikleri; güçlü okul öncesi eğitim, nitelikli öğretmen yetiştirme sistemi, yaygın okul kütüphaneleri, düşük çocuk yoksulluğu, okuma kültürünü destekleyen sosyal politikalar olmuştur. Başka bir ifadeyle başarılı ülkeler yalnızca okulu değil, çocuğun bütün yaşam çevresini güçlendirmiştir.

Türkiye Gerçekten Başarılı mı?
Resmî değerlendirmeler Türkiye'nin puanını artırdığını vurgulamaktadır. Bu doğrudur. Ancak eğitim araştırmaları yalnızca ortalamaya bakılarak okunamaz. Bir ülkede ortalama yükselirken; bölgesel eşitsizlikler büyüyebilir, yoksul öğrenciler geride kalabilir, gelir grupları arasındaki başarı farkı açılabilir. PIRLS raporları da aile desteğinin, evde kitap bulunmasının, okul öncesi eğitimin ve sosyoekonomik koşulların okuma başarısını güçlü biçimde etkilediğini göstermektedir. Dolayısıyla eğitim başarısını yalnızca Millî Eğitim Bakanlığının uyguladığı programlarla açıklamak mümkün değildir.
Eğitim bilim uzmanları, okulun yalnızca bilgi aktarmadığını, aynı zamanda ailelerin sahip olduğu kültürel sermayeyi yeniden ürettiğini söyler. Bugün Türkiye'de de durum büyük ölçüde böyledir. Bir çocuğun; evinde kitap olması, anne babasının eğitim düzeyi, sessiz çalışma ortamı, internet erişimi, okul öncesi eğitim alması okuma başarısını belirleyen en önemli değişkenler arasındadır. Dolayısıyla PIRLS sonuçları yalnızca eğitim sistemini değil, gelir dağılımını da ölçmektedir. Bir başka ifadeyle PIRLS aynı zamanda yoksulluğun sınavıdır.
Çocuk Yoksulluğu ve Okuma
Türkiye'de milyonlarca çocuk ekonomik yoksunluk içinde yaşamaktadır. Sabah kahvaltı yapmadan okula giden, evinde kitaplığı olmayan, ders çalışacak odası bulunmayan, ailesi sürekli geçim mücadelesi veren çocuklardan Singapur seviyesinde okuma becerisi beklemek gerçekçi değildir. Hayatını eğitime ve insanlığa adamış büyük eğitimci Paulo Freire'nin söylediği gibi; "Aç insan önce ekmeği, sonra kitabı ister." Eğitim politikası sosyal politikadan bağımsız değildir.
Son yirmi beş yılda eğitim alanında önemli fiziki yatırımlar yapılmıştır. Derslik sayısı artmış, teknolojik altyapı güçlenmiş, okullaşma oranları yükselmiştir. Bunun olumlu etkilerinin PIRLS sonuçlarına belirli ölçüde yansıdığı söylenebilir. Ancak aynı dönemde; eğitim sistemi çok sık değiştirilmiş, merkezi sınavlar sürekli yeniden düzenlenmiş, müfredat ideolojik tartışmaların merkezine yerleşmiş, özel okul, kapatıldığı resmi olarak söylenen ama hala devam eden dershane sektörü ve özel ders sektörü hızla büyümüştür. Bu gelişmeler kamusal eğitimde fırsat eşitliği sorununu ortadan kaldırmamıştır.

Neden Singapur Değil?
Türkiye ile Singapur arasındaki fark yalnızca eğitim değildir. Singapur; erken çocukluk eğitimine yatırım yapmaktadır, öğretmenlik en saygın mesleklerden biridir, öğretmenler sürekli hizmet içi eğitim almaktadır, her okul güçlü bir kütüphaneye sahiptir, aileler çocukların okuma kültürünü sistematik biçimde desteklemektedir. Finlandiya'da ise öğrenciler sınav baskısıyla değil okuma sevgisiyle yetişmektedir. Türkiye ise hâlâ test çözmeyi öğrenmeyi, öğrenmeyi ise başarı sanmaktadır.
Dijital Çağ ve Okuma Krizi
PIRLS 2021 yalnızca Türkiye'nin değil birçok ülkenin pandemi sonrasında okuma becerilerinde zorlandığını göstermektedir. Buna rağmen aile desteği güçlü olan öğrencilerin daha başarılı olduğu görülmektedir. Bugün çocukların karşısındaki en büyük rakip kitap değil ekrandır. Kısa videolar, algoritmalar, dijital dikkat ekonomisi, sosyal medya bağımlılığı, okuma kültürünü zayıflatmaktadır. Bu nedenle yalnızca müfredatı değiştirmek yeterli değildir. Toplumun okuma kültürü yeniden inşa edilmelidir.
Peki, Ne Yapılmalı?
Türkiye'nin PIRLS başarısını sürdürülebilir hâle getirmesi için eğitimde yapısal dönüşüme ihtiyaç vardır. Öncelikle okul öncesi eğitim tamamen ücretsiz ve yaygın hâle getirilmelidir. İkinci olarak bütün ilkokullarda zengin okul kütüphaneleri kurulmalıdır. Her çocuğa yılda belirli sayıda ücretsiz kitap ulaştırılmalıdır. Öğretmen yetiştirme sistemi bilimsel ölçütlere göre yeniden düzenlenmelidir (Bunun yolu MEB Akademisi değildir).
Yoksul bölgelerde görev yapan öğretmenlere ek teşvikler verilmelidir. Ücretsiz okul yemeği tüm ilkokullarda uygulanmalıdır. Çocuk yoksulluğu eğitim politikasının merkezine alınmalıdır. Merkezi sınav odaklı anlayış yerine okuma kültürünü geliştiren öğrenme ortamları oluşturulmalıdır. Aile eğitim programları yaygınlaştırılmalıdır. Yerel yönetimler mutlaka mahalle kütüphaneleri ve çocuk okuma merkezleri açmalıdır.
Türkiye'nin PIRLS 2021 sonuçları umut vericidir. 2001'e göre 47 puanlık artış, eğitim sisteminin belirli alanlarda geliştiğini göstermektedir (2024 yılında uygulamaya alınan program değişikliğine gerek var mıydı, bu verilere bakınca sanki gerek yoktu). Ancak bu ilerleme tek başına başarı hikâyesi olarak okunamaz.
Şimdi sorumuzu soralım. Türkiye'de doğan her çocuk aynı okuma imkânına sahip midir? Cevap hayırsa (ki hayır), yapılacak çok iş var demektir. Çünkü eğitim yalnızca okulun meselesi değildir. Eğitim; gelir dağılımının, sosyal devletin, kültürel politikanın ve demokrasinin ortak ürünüdür. PIRLS bize yalnızca çocukların ne kadar okuduğunu göstermiyor.
Aynı zamanda bize nasıl bir toplum kurduğumuzu da anlatıyor. Eğer Türkiye gerçekten bilgi toplumuna dönüşmek istiyorsa, eğitim politikalarını sınav merkezli rekabetten çıkarıp kamusal eşitlik eksenine oturtmalıdır. Çünkü okuma becerisi yalnızca bireysel başarı değil, demokratik yurttaşlığın da temelidir. Bir ülkenin gerçek kalkınması, en başarılı birkaç öğrenciyi değil, en dezavantajlı çocuğu da nitelikli okur hâline getirebildiği gün başlayacaktır.
Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı