Fransa’da liselilerin başlattığı protestolar, öğretmen açığından ihmal edilen okul binalarına, üniversiteye geçişteki eşitsizliklerden polis şiddetine uzanan bir toplumsal krizi açığa çıkarıyor. Seine-Saint-Denis’den ülkenin farklı kentlerine yayılan hareketin geleceği, gençlerin öfkesinin emekçilerin ve diğer toplumsal kesimlerin mücadelesiyle ne ölçüde birleşeceğine bağlı.

Fransa’da Eylül ayının son haftasında başlayan liselilerin protestoları, Ekim ayı boyunca büyüyerek eğitim sisteminin sınırlarını aşan bir toplumsal hesaplaşmaya dönüştü. Paris’in kuzeyindeki Seine-Saint-Denis bölgesinde, özellikle Saint-Denis ve çevresindeki liselerde yoğunlaşan eylemler, kısa sürede ülkenin farklı kentlerine yayıldı.

Edindiğimiz bilgilere göre, hareket başlangıçta kendiliğinden gelişmiş. Daha sonra, öğrencilerin örgütlenmesiyle genişlemiş ve zamanla sendikaların, öğretmenlerin, üniversitelilerin ve siyasal çevrelerin de desteğini almış durumda.

Sokaklardaki talepler son derece somut: Daha fazla öğretmen, daha iyi eğitim koşulları ve gençlerin geleceklerini belirleyen kararlar üzerinde söz sahibi olması. Ancak bu taleplerin arkasında daha derin bir sorun yatıyor. Gençler umutlu bir gelecek istiyor?

Liselilerin itirazları, eğitim sisteminin günlük işleyişinde biriken sorunlardan doğdu. Öğretmen açığı, kalabalık sınıflar, bakımsız okul binaları ve ağır çalışma programları öğrencilerin gündeme getirdiği sorunlar arasında. Öğrenciler ayrıca yükseköğretime geçişte kullanılan sisteminin değiştirilmesini veya kaldırılmasını talep ettiler.

Fransa Öğrenci̇ Eylemleri̇ Ercan Eroğlu Gençgazete

Eğitim, toplumsal eşitsizlikleri azaltabileceği gibi onları kuşaktan kuşağa aktaran bir mekanizmaya da dönüşebilir. Ailenin ekonomik durumu, yaşanılan semtin imkânları ve öğrencinin nitelikli eğitime erişimi okul başarısını etkileyen koşullardır. Varlıklı aileler çocuklarına özel ders, kültürel etkinlik ve daha elverişli öğrenme ortamları sağlayabilirken, kamu okullarının imkânlarına bağımlı ailelerin çocukları aynı yarışa eşit koşullarda başlayamaz.

Bu nedenle sorun sadece eğitim bütçesinin büyüklüğü değildir; kaynakların nerelere ve kimler için ayrıldığıdır. Bir ülkede bazı öğrenciler sınavlara hazırlanmak için çok sayıda seçeneğe sahipken diğerleri öğretmen açığı bulunan sınıflarda eğitim görüyorsa, biçimsel olarak eşit olan sınavlar toplumsal bakımdan eşitsiz bir yarışa dönüşür.

Liseli Gençliğin protestoları, ilk günlerde Paris çevresindeki onlarca lisede görülen eylemlerden ülke çapına doğru genişledi. Bazı kaynaklar yaklaşık bin eğitim kurumunun çeşitli biçimlerde eylemlerden etkilendiğini belirtiyor.

Hareketin yayılması, gençlerin yalnızca eğitim hizmetlerinin niteliğine değil, siyasal karar alma süreçlerinde kendilerine biçilen role de itiraz ettiklerini gösteriyor. Öğrenciler, kendileri hakkında kararlar alınırken dinlenmeyen, fakat bu kararların sonuçlarına yıllarca katlanmak zorunda kalan bir kuşağın temsilcileri olarak konuşuyor.

Hükümetin eylemlerin arkasında sol örgütlerin bulunduğuna ilişkin açıklamaları da bu tartışmanın parçası oldu. Oysa, sendikalar ve siyasal örgütler gelişen eylemliliklere sonradan katılmışlardır.

Bir toplumsal hareketin örgütlenmesiyle manipüle edilmesi aynı şey değildir. Örgütler deneyim, dayanışma ve siyasal ifade kanalları sağlayabilir; fakat hareketin gerçek gücü, taleplerin katılımcılar tarafından benimsenmesine bağlıdır.

Fransa Öğrenci̇ Eylemleri̇ Ercan Eroğlu Gençgazete-1

Gençleri yalnızca başkalarının yönlendirdiği kalabalıklar olarak görmek, onların kendi yaşam koşullarından hareketle siyasal düşünce geliştirme kapasitesini küçümsemektir.

Eylemlerin büyümesiyle birlikte güvenlik politikaları da sertleşmiş durumda. Fransız basını, gösteriler sırasında ağır yaralanan öğrencileri, polis müdahalelerine ilişkin şikâyetleri ve adli soruşturmaları gündeme taşıdı.

Le Monde, 8 Ekim tarihli incelemesinde 28 Eylül ile 5 Ekim arasında güvenlik güçlerinin bildirdiği gözaltı sayısının 6.059’a ulaştığını yazdı. Gazete, çeşitli polis müdahalelerinin ardından açılan soruşturmaları ve güç kullanımının orantılılığına yönelik eleştirileri de ele aldı.

Bu tablo, protestolar sırasında yaşanan bütün şiddet olaylarının tek bir tarafın sorumluluğunda olduğu anlamına gelmiyor. Bazı eylemlerde kamu mallarına zarar verildiği ve güvenlik görevlileriyle çatışmalar yaşandığı da bildiriliyor. Ancak şiddet olaylarının varlığı, barışçıl gösteri hakkını ortadan kaldırmaz; güvenlik güçlerinin müdahalelerini de hukuki denetimden muaf tutmaz.

Eğitim talep eden gençlerin karşısına öğretmen, psikolojik danışman ve eğitim çalışanı yerine yoğun polis kuvvetlerinin çıkarılması ve orantısız güç kullanımı siyasal açıdan ağır bir çelişki yaratıyor. Devletin görevi yalnızca kamu düzenini korumak değil, yurttaşların haklarını da güvence altına almaktır. Hele söz konusu olan çocuklar ve gençlerse, güç kullanımının gerekliliği ve orantılılığı daha da dikkatle değerlendirilmelidir.

Nitekim CGT Éduc’action’ın Seine-Saint-Denis örgütü, eğitim kurumlarının koşullarına ilişkin acil önlem talebini ve gençlik hareketine desteğini açıkça duyurdu. Böylece tartışma, yalnızca polis ile protestocular arasındaki bir güvenlik meselesi olmaktan çıkarak eğitim emekçilerinin uzun süredir dile getirdiği kamusal hizmet sorunlarıyla birleşmiş oldu.

Gençlik hareketinin siyasal geleceği, taleplerinin ne ölçüde toplumsallaşacağıyla yakından ilişkili. Öğrencilerin öğretmen açığının giderilmesi talebi, eğitim emekçilerinin çalışma koşullarından; nitelikli kamusal eğitim talebi, kamu çalışanlarının bütçe ve istihdam mücadelesinden; gelecek kaygısı ise genç işsizliği, barınma ve geçim sorunlarından ayrı düşünülemez.

Artık sürece “Sarı Yelekliler” de dahil oldu ve eylemlilikler farklı bir anlam kazandı. Bu durum eğitimde eşitsizlik, geçim sıkıntısı ve kamusal hizmetlerin gerilemesi arasındaki ilişkiyi kurma potansiyeli taşıyor.

Öğrencilerin eğitim hakkı ile işçilerin ücret mücadelesi, çiftçilerin geçim kaygısı ve ailelerin barınma sorunu arasında bağ kurulamadığında hareketler geçici dayanışma görüntüleriyle sınırlı kalabilir. Buna karşılık kamusal kaynakların kullanımı, vergilendirme, istihdam ve sosyal haklar üzerine ortak bir tartışma yürütüldüğünde, sokaktaki itiraz siyasal bir alternatife dönüşebilir.

Fransa’daki gelişmeleri doğrudan Macron iktidarının sonu olarak nitelemek için henüz erken. Protestoların büyüklüğü ve hükümetin güvenlik politikalarına yöneltilen eleştiriler ciddi bir siyasal baskıya işaret ediyor; fakat bir hükümetin meşruiyet kaybı yaşamasıyla iktidarın değişmesi farklı şeylerdir. Hareketin kalıcılığı, taleplerinin karşılanması, örgütlenme kapasitesi ve farklı toplumsal kesimlerle kuracağı bağlar belirleyici olacaktır.

Yine de gençlerin yükselttiği ses, neoliberal yönetim anlayışının temel açmazlarından birini açığa çıkarıyor: Kamu hizmetlerini bütçe disiplini ve maliyet hesabıyla sınırlayan bir yaklaşım, toplumun uzun vadeli ihtiyaçlarını karşılayamadığında kendi meşruiyetini aşındırıyor.

Paris sokaklarında yükselen itiraz; gençlerin kendilerini piyasanın ihtiyaçlarına göre biçimlendirilecek birer insan kaynağı değil, toplumun geleceğini kuracak eşit yurttaşlar olarak görme talebidir.

Gelecek, gençlere vaat edilen bir ödül değil; onların bugünden söz sahibi olduğu ortak bir toplumsal yaşamdır. Fransa’daki hareketin asıl sınavı da burada yatıyor.

Son söz olarak; “68 Hareketi” Fransa’dan başlamıştı!

Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı

[email protected]