Kalender ile Ruhusar görücü usulü ile evlenmişlerdi. Evlilik kararı öncesi gençler birbirini görmemişlerdi. Kalender’in annesi Ruhusar’ı görmüş, beğenmiş ve ailesinden istemişlerdi. Allah’ın takdiri, ailelerin isteği, gençlerin olumlu yaklaşımıyla evlilik gerçekleşmişti.

Kalender ile Ruhusar’ın evliliğinden birçok çocukları olmuştu ama yalnızca üç kız çocuğu yaşamış erkek çocuklarının hiç biri yaşamamıştı. Çocuk sahibi olmak her evli çiftin istediği en önemli şeydir. Çocuk bereket demek, çocuk gelecek demek, çocuk istiklal ve istikbal demek.

Hele bir de köyde yaşıyorsanız erkek çocuk sahibi olmak, kız çocuğuna göre daha değerli kabul edilmekteydi Anadolu da. Erkek çocuk güç demek, arka demek, sığınak demek olarak algılanıyordu. Ruhusar ile Kalender’in erkek çocuklarının yaşamıyor olmalarını Allah’ın bir takdiri olarak görüyorlardı. Bu duruma içten içe üzülüyorlardı ama bir taraftan da peygamberimizin hadisi şerifine nail olacağız diye seviniyorlardı.

Peygamberimiz şöyle demişti ‘Kim üç kız çocuğunun geçimini sağlar, onları terbiye edip evlendirir ve onlara güzel davranırsa, cennet onundur.’ müjdesini vermişti. Bu hadisi şerif Kalender ile Ruhusar’ın sığınağı olmuş, kızlarını en iyi şekilde eğitmeyi ve yetiştirmeyi Allah’ın bir emaneti olarak kabul etmişlerdi.

İnsanların ağzı çuval değil ki büzesin, ağzı olan konuşuyordu. Kalender köyde işinin, gücünün peşinde koşan birisiydi. Kendisini işinin, eşinin ve kız çocuklarının geleceğine adamıştı. İşten eve evden işe gider, dışarıda işi yok ise zamanını evinde geçirirdi.

Ruhusar ile Kalender’in erkek çocuklarının olmaması köyde olmadık dedikoduların çıkmasına sebep olmuştu. Kalender’in erkek çocuk sahibi olması için ikinci evliliğini yapması gerektiği dilden dile dolaşıyordu. Dedikoduların biri bin parçaydı. Bu dedikodular Ruhusar’ın da kulağına gidiyordu ama o dua etmekten başka bir şey yapamıyordu.

Ruhusar bir kez daha hamile kalmış ve bir erkek çocuk dünyaya getirmişti. Bu çocuğun da yaşayıp yaşamayacağını bilemedikleri için adını bile koymamışlardı. Ruhusar erkek çocuklarının ölümünden bunalmış kendisine manevi bir sığınak aramaya başlamıştı.

Sordu soruşturdu yakın bir köyde manevi olarak danışılan bir büyüğün olduğunu öğrenmişti. Kalender’e durumu açıkladı ama Kalender manevi büyük olarak kabul edilen kişinin erkek çocuğun yaşamasına her hangi bir katkısının olmayacağını söyledi. Bir taraftan da eşinin isteğini kırmak istemedi. Kerhen de olsa eşinin isteğini kabul etti. Komşu köyde ki manevi büyük olarak bilinen Abdullah’ın huzuruna çıkmaya karar verdiler.

Kalender atlı arabayı hazırladı, arabanın kasasına yün yatak hazırladı. Ruhusar ile çocuk yatağın içinde, Kalender ise sürücü için yapılmış, içinde alet ve edevat olan sandığın üzerine oturdu, atları sürmeye başladı. Komşu köye geldiklerinde, Kalender atlı arabayı doğrudan Abdullah’ın evine sürdü, önünde arabayı durdurdu, oturduğu sandığın üzerinden zıplayarak yere indi.

Yol yorgunu atları söğüt ağacına bağladı. Acıkmış olabileceğini düşündüğü atlarının önüne yem dolu heybeyi koydu. Arabanın kasasında oturan Ruhusar’ın kucağında ki çocuğu aldı sonra da Ruhusar’ın elinden tutarak arabadan inmesine yardımcı oldu.

Ruhusar arabadan indi, çocuğu Kalender’den geri aldı. Kalender önde, Ruhusar arkada, Abdullah’ın evinin dış kapısına kadar geldiler. Kalender, içeride bir hasta varmış hassasiyetinde sessizce dış kapının tokmağına vurmaya başladı. Kapı içeriden açıldı, misafirleri içeriye buyur ettiler.

Anadolu da genç anne babalar, o dönem büyüklerinin yanında saygı ifadesi olarak çocuklarını kucağına almazlardı. Ruhusar kucağında ki çocuğu dış odanın sekisinin üzerine bıraktı, Kalender ile birlikte iç odada bekleyen Abdullah’ın huzuruna çıktılar. Selam verip temenna çektiler. Abdullah, oturmaları için işaret parmağı ile yer gösterdi. Onlar da bağdaş kurup karşısına oturdular. Kalender anlatmaya başladı.

‘Efendim birçok çocuğumuz oldu ancak erkek çocuklarımızın hiç biri yaşamadı. Dış odada sekinin üzerine bıraktığımız çocuğumuz da erkek ama onun da yaşayıp yaşamayacağından emin değiliz. Onun için adını bile koymadık.’

Abdullah gençleri dinledikten sonra besmele çekti ve içinden duasını okudu, sonra da ‘Kimin yaşayıp kimin yaşamayacağını Allah bilir. Tevekkül ve dua edin. Bu zamana kadar yaşamayan erkek çocuklarınızın şehit olduklarını kabul edin. Onlar şehit ise sekiye bıraktığınız çocuğunuz da gazidir. Bundan böyle onun adı Gazi olsun. Allah uzun ömürler versin. Vatana millete hayırlı evlat olsun.’

Abdullah duasını bitirdikten sonra Kalender cebinden çıkardığı çıkı içinde ki altınları uzattı.

‘Bu nedir?’

‘Efendim dua ettiniz, Allah razı olsun, bu sizin hakkınız.’

Abdullah, Kalender’in bu davranışına çok kızdı. Yüksek sert ve keskin ses tonuyla, ‘Bre adam dua para ile kabul olur mu? Dua karşısında maddi çıkar sağlayacaksam benim adamlığım nerede kalır, benim manevi büyüklüğüm nerede kalır? Bunları al, ihtiyaçlarınız için kullanın. İnşallah çocuk Allah’ın takdiri ve inayetiyle yaşar, vatana millete hayırlı bir insan olur. Hadi güle güle, hayırlı yolculuklar’

Adı Gazi olarak konulan çocuk, Allah’ın inayeti ile yaşadı, büyüdü serpildi, okudu, öğretmen oldu. Gazi; yazdı, çizdi yazar oldu, kültür sanat ile iç içe oldu. Ahlakı yüksek, yardımsever ve vatansever bir insan oldu.

ÖZER YILMAZ