Utanma duygusu bir insanın namuslu kalmasını, onurlu kalmasını, merhametli olmasını, adaletli olmasını, vicdanlı olmasını sağlayan insanın en önemli setridir. Siyaset dünyasında utanma setrini bulmak, görmek, yakalamak her zaman mümkün olmuyor.
Bugün ak denilene yarın kara; bugün kara denilene yarın ak denilebiliyor. Bugün ki siyaset anlayışında, siyasi mülahazalarda dik durmak, eğilmeden durmak, bükülmeden durmak imkânsız bir davranış biçimi olarak karşımıza çıkmakta.
Bunun en son örneğini İzmir Büyükşehir Belediye Başkanının transfer öncesi eşinin söylemiş olduğu söylemlerde görmek mümkün. Sosyal medyadan öğrendiğimize göre ne demişti belediye başkanının eşi hanımefendi ‘Eşim parti değiştirirse onu boşarım.’
Atalarımız gerçekten olayları sanki önceden görmüşler gibi bugünün tarifini yapar gibi sözlerini tam taşın gediğine oturtmuşlar. ‘Büyük lokma ye, büyük söz söyleme.’ Bu söz öylesine yedirildi ki hanımefendiye, eşinin transfer merasiminde sahneye çıkarıldı ve ‘El mi yaman bey mi yaman’ sözü adeta yeniden canlandırıldı.
Siyaset kirli bir zeminde yapılıyor. Ben temizim, temiz siyaset yapacağım diyenlere, bu yaşanılanları gördükçe gülüp geçmekten başka bir şey kalmıyor. Siyaset bilimi; yalanların kurgulandığı, yalanların gerçekleşecek vaatler olarak halka sunulduğu, bunu da halkın yutmasının sağlanması için her türlü dümenin çevrildiği bir arena olarak karşımıza çıkmakta.
Malum ülke gündemini meşgul eden bir fon olayı var ki patladı, gitti. Bunun altından ne çapanoğlu çıkacak henüz tam kimse bilmiyor. Ülkenin ekonomisine etkisi ne, yabancı sermayenin ülkeye girişine etkisi ne, ekonomik güven endeksine etkisi ne, ülkenin itibarına etkisi ne?
Bunlar henüz tam olarak bilinmiyor. Bunun yanında bu işin içinde başka hangi siyasi ve bürokratik insanların olduğu da bilinmiyor. ‘Kimsesizlerin kimsesiyiz’ sloganını diline pelesenk edenler, fondan kimlerin cukka yaptığını ortaya çıkarmak için TBMM verilen araştırma önergesini reddedebiliyorlar.
Sonra da hiç inandırıcı olmayan şu sloganı söyleyebiliyorlar ‘Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yedirmeyiz.’ Bu söz, sanki suçlu ve suçluların gizlenmesini sağlamak için söylenmiş bir algı operasyonun sloganı gibi.
Doğruluğu bilinen bir bilginin doğruluğunun kesin olduğunu öğrenmek için ona şüphe ile bakmak gerek. Şüphe edilen bilginin doğruluğu başka doğru bilinen bilgi ile deneyimlenerek doğruluğu ispat edilir. Buna bilimsel yöntem denir.
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de bazı bilinmez olayların ortaya çıkarılmasında basının katkısı çok fazla. Gazetecilerin yaptıkları çalışmaları kamu görevi olarak kabul etmek gerekiyor. Bazen denetim ve soruşturmanın yetersiz olduğu durumlarda ortaya çıkarılmayan yolsuzluk, hırsızlık ve kanunsuz işler vicdanlı gazetecilerin çalışmalarıyla ortaya çıkarılmakta.
Bu gazeteciler, kendi can ve mal güvenliklerini hiçe sayarak kamusal bir görev yapmanın bilinciyle usulsüzlükleri ortaya çıkarmaya çalışmaktalar.
Gazeteci; usulsüzlükleri ortaya çıkarmak için yapılan işlemlere şüphe ile bakmak, araştırmak, elde ettiği bilgileri analiz ve sentez yaparak gerçekleri ortaya çıkarmak demektir. Bu görevi layıkıyla yapan gazetecileri canı gönülden saygıyla selamlıyorum.
Gerçekleri örtbas eden, bir parça kemik için gerçekleri manipüle edenleri ise şiddetle kınıyorum. Ülkemizde her türlü tehlikeyi göze alarak mesleği uğruna görevini yapmaya çalışan gazetecilerin görevlerinden dolayı gözaltına alınmaları ve tutuklanmaları kamu hizmetlerinin sağlıklı yapılmasını olumsuz etkilemekte.
Gazetecilerin, ortaya çıkarmak istedikleri usulsüzlükleri, yalan bilgiyi yaymak, halkı kin ve nefrete sürüklemek mantığı ile değerlendirilmekte, sonucunda tutuklanmaktalar, bu demokrasinin ayağına vurulmuş prangadır.
İnsanlar taraf tutabilir ama olaylar zincirini objektif değerlendirmek ve sunmak vicdanlı insanların yapabileceği şeylerdir. Bir televizyon programında ülkemizde ki akaryakıt fiyatları ile başka ülkelerde ki akaryakıt fiyatları Türk parası üzerinde karşılaştırmalı olarak veriliyordu.
Programda ki bazı sözde gazeteciler ülkemizde akaryakıt fiyatlarının diğer ülkeler göre ucuz olduğunu vurgulamak istiyorlardı. Programda bulunan başka bir gazeteci rakamların tek başına gerçekleri ifade etmediğini alım gücüyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Bu söz stüdyoda bulunan diğer sözde yorumcuları acayip panikletti. Doğruyu ifade eden yorumcuyu adeta bir kaşık su da boğmaya çalıştılar. Adamlarda utanma duygusu kalmamış, programı manipülasyon ile yürütmeye çalışıyorlar. Gerçeklerin ortaya çıkarılmasında utanma duygusu aynı zamanda vicdanının sesidir.
Siyaset o kadar kirlendi ki kimin eli kimin cebinde belli değil. Usulsüz, haksız, vicdansız ve ahlaksızca yapılan eylemler için utanmıyor musunuz? Sorusu sorulduğunda bile ‘Bütün cesametiyle utanmıyoruz, yaptıklarımızdan guru duyuyoruz.’ Sözünü söyleyecek kadar da daha da utanmaz olmuşlar.
ÖZER YILMAZ
Kaynak: gencgazete.net