Türkiye’nin serbest piyasa ekonomi modeline geçişi, 24 Ocak 1980 tarihinde alınan kararlarla olmuştur. 1980 öncesi ekonomi sistemi, devlet ve özel sektörün birlikte hareket ettiği karma ekonomi modeli ile yürütülüyordu. Şu bilinmeli ki her sistemin kendine göre avantajı ve dezavantajı var.

Serbest piyasa ekonomi modelinin en önemli unsuru arz ve talep dengesi üzerine kurulmuş olmasıdır. Bu kapsamda sistemde alıcılar ile satıcılar fiyatın esas alındığı esnek bir ortam buluşmaları hedef alınır. Bunun yanı sıra serbest piyasa ekonomisinin kendine has bir takım kuralları vardır.

Serbest piyasa ekonomi modelinde devlet müdahalesinin azaltılması ve hatta minimuma indirilmesi amaçlanır. Ayrıca işletmelerin kendi üretim stratejilerini planlayıp geliştirmeleri, rekabet ortamını canlandırmaları söz konusu olur. Buna bağlı olarak, tüketicilerin de ürün ve hizmetleri satın alma sürecinde daha serbest bir şekilde seçim yapmaları hedeflenir.

Serbest piyasa ekonomi modeli ahlaklı tüccarların, ahlaklı üreticilerin ve ahlaklı tüketicilerin varlığı ile daha rantabl olacağı üzerine inşa edilmiş olmasına rağmen bunun gerçekleşemediği yapılan uygulamalardan anlaşılmakta. Ticari ahlakı merkeze almayan serbest piyasa ekonomi modelinin, zamanla tefeciliğe dönme ve sahtekârlığın revaçta olduğu bir sisteme dönme riski her zaman bulunmakta.

Bu anlamda her ne kadar fiyatların belirlenmesinde devletin müdahalesi minimum düzeyde olması istenilse de, denetleyici ve düzenleyici kurumların sistemin devamlılığını sağlamak için tüketicileri koruması bir devlet borcudur.

Tüketicilerin daha kaliteli malı daha ucuza temin edilmesini amaçlayan sistem, acımasız ekonomi sisteminin dişlileri arasında küçük esnafı her zaman ezmesi mümkün. Büyük holdingler kendi içinde rekabet etmek, küçük esnaf büyük holdinglerle rekabet etmek ve karına kar katmak isteyen ticari ahlakı zayıf olan kişi, kurum ve kuruluşlar ticari hayat içinde taklit ve tağşiş ürünlere yönelim sağlayabilirler. Bu davranış biçiminin son zamanlarda sıkça yaşanıyor olması söylenenleri doğrular nitelikte.

Bilindiği gibi ekmek, Türk toplumunda en önemli temel gıdalarının başında gelmekte. Ekmeğin tüketimiyle ilgili birçok beslenme uzmanı ya da diyetisyenlerin bir sürü görüşü var. Özellikle bazı uzmanlar beyaz ekmek olarak bilinen ekmek türünün tüketilmemesini hatta mutfaklara dahi sokulmamasını tavsiye ediyor. Beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeğin tüketilmesini tavsiye etmekteler. Bu tavsiyelere zaman zaman uymaya çalıştığımı ifade etmek istiyorum. Bu amaçla yolumun üzerinde olan değişik fırınlardan tam buğday ekmek aldığım oluyor.

Tam buğday ekmek almak mesele değil, mesele fırından fırına farklılık gösteren ekmek fiyatları arasında ki farklılık. Ekmeklerin arasında ki fiyat farkları beni çok şaşırtıyor. Ekmekte bile serbest piyasa ekonomisinin sebep olduğu fiyat skalası çok geniş bir yelpazeye denk geliyor. Ekmekte böyle ise diğer ürünlerde ki fiyat skalası yelpazesini varın siz hesaplayın.

İlçemizde bazı unlu mamullerin fiyatlarını karşılaştırmalı vermek istiyorum. O zaman ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Beyaz ekmek olarak bilinen ekmek türü bütün fırınlarda 17;50 tl,

Tam buğday ekmek, bazı fırınlarda 35;00tl, bazı fırınlarda 40;00tl, bazı fırınlarda 45;00tl,

Simit, bazı fırınlarda 20;00tl, bazı fırınlarda 25;00tl bazı fırınlarda 30;00tl,

Tereyağlı simit, bazı fırınlarda 25;00tl, bazı fırınlarda 30;00tl, bazı fırınlarda 35;00tl,

Haşhaşlı ya da cevizli ekmek, bazı fırınlarda 80;00tl, bazı fırınlarda 85;00tl, bazı fırınlarda 100;00tl,

Börek olarak bilinen ekmek türleri, bazı fırınlarda 30;00tl, bazı fırınlarda 35;00tl, bazı fırınlarda 40;00tl.

Ülkemizde artık şunu gördük her kim yaparsa yapsın ticaret güven esasına göre yapılmıyor. Her zaman her şey olabilir, bu makamlara ve mevkilere göre değişmiyor. Bu tür davranış biçimi ticari ahlakın zayıflığının sosyal yaşama hâkim olmasıyla ilgili. Son zamanlarda yaşananlar, tüketicilerin esnafın merhametine terk edilmemesi gerektiğini bizlere gösteriyor. O zaman ne yapmak gerek?

İş aslında kolay. Taklit ve tağşiş ürünlerden tüketicileri koruyabilmek için üretilen ve satışa hazır hale getirilen ürünlerin içeriğinin, kalitesinin ve fiyatlandırmasının denetleyici ve düzenleyici kurumlar tarafından yapılması, kurumlara tebliğ edilmesi ve objektif olarak denetlenmesi gerekiyor. Bunun için belediye zabıta ekiplerine ve ilçe tarım müdürlüklerine çok iş düşüyor. Serbest piyasa ekonomi modeli demek isteyenin istediği ürünü, istediği fiyata satacağı anlamını taşımaması gerekiyor.

ÖZER YILMAZ