Petrolü, doğal gazı, altını veya elması olmayan bu ülkenin zenginleşmek için eğitim, bilim ve bilişimden başka bir şansı yoktur. Dünyada, özgür düşünceye ve evrensel hukuka dayalı yeni bir ekonomik sistem kuruluyor artık. Yeni ekonominin temel girdisi bilgi ve beceridir. Bilgiye özgürce ulaşan yurttaşlar ve bu bilgiyi uygulama ve geliştirme becerisi kazandıran toplumlar, yeni ekonominin zenginleri oldular. Bu küresel ekonomide eğitim, kalkınmanın lokomotifi oldu.
Eğitim alanında çalışan uzmanların hemfikir olduğu sayılı konulardan biri, okul öncesi eğitimin tüm eğitim sistemi içinde en kritik dönem olduğudur. Nobel ödüllü James Heckman’ın analizlerine göre okul öncesi eğitime yapılan yatırım, bire yedi kazanç sağlıyor. Eğitimin bu kritik aşamasında performansımız felaket. Okul öncesi eğitime katılımda Türkiye %68’i zor bulmuşken bizden sonra gelen bütün Avrupa ülkeleri yüzde 98 bandını aşmış durumda. Maalesef çocuklarımızı bu yüzyıla hazırlayamıyoruz. Daha doğrusu, geniş kitleleri bu yüzyıla hazırlayamıyoruz.
Son yıllarda ülkemizde eğitimin önemsiz olduğu, okumanın bir değerinin bulunmadığı, diplomanın gereksiz olduğu gibi söylemler artmıştır. Malcolm Gladwell, Çizginin Dışındakiler adlı kitabında Bill Gates’i anlatır. Gates’in Harvard’ı bırakıp Microsoft’u kurarak milyarder olduğunu çok iyi biliyoruz. Ancak bu hikâyenin başlangıcı meğer gayet sıradanmış.
Bir kere Gates, ilkokuldan itibaren çok iyi eğitim kurumlarında öğrenim görmüş, başarılı bir öğrenci. Harvard’a girmesi tesadüf değil. Daha da önemlisi, kimsenin evinde bilgisayar olmadığı bir dönemde bu yeni oyuncağa meraklı bir babanın oğlu olan Gates’in evinde bilgisayar var. Ama bu da yetmiyor. Asıl avantaj, gittiği seçkin okullardan ve aldığı lise eğitiminden geliyor. Gates’in gittiği lise, o yıllarda hayırsever bir velinin girişimi sonucunda dünyanın en ileri bilgisayar laboratuvarlarından birine sahip.
O okuldan mezun olan pek çok başarılı mühendis ve girişimci olmasına rağmen, peki, neden o okuldan bir tek Gates çıktı? Bu sorunun yanıtı, Gates’in hayallerinde ve bu hayalleri gerçekleştirmek için ortaya koyduğu çabada yatıyor.
Başarılı olmak için değil ama alanınızda fark yaratmak için iyi bir ev ortamı ve iyi bir eğitim ortamı yetmiyor. Öncelikle sizin henüz var olmayanı hayal etmeniz ve bu hayal uğruna pek çok şeyi kaybetmeyi göze almanız gerekiyor.
Etik, sizin sistemden önce kendinize koyduğunuz çizgidir. Çalışarak bir yere gelinemiyor varsayımıyla —ki bunu başaran yüz binlerce Türk evladı var— yozlaşmaya ve ahlaksızlıklara gerekçe yaratamaz, bunları mazur göremezsiniz.

Yalnızca para kazanmayı odağımızdan çıkarmadığımız sürece çürümeye devam edeceğiz ve korkarım bunun bir de dibi olacak. Hâlbuki yaşama gayemizi, varoluşumuzu önce kendimiz benimseyip bunu yaşantımızla çocuğumuza aktarabiliyor olmak çok değerlidir.

Çocuklarımıza ev ve araba yerine güzel bir ahlakı ve o güzel ayetin “İkra” diye başlayıp devamını kavrayarak öğretebiliyorsak nice nesiller özgüvenli, araştırmacı ve dolayısıyla başarıyı peşinden sürükleyen bireyler olacaktır.
Batıyı Nobel çerçevesinde gözlemleyip yüzümüzü değerli atalarımıza dönebilirsek ve tarihimizi de iyi kavrayabilirsek, o zaman bizi kimse tutamaz diye düşünüyorum. En büyük yatırımı kaliteli insan yetiştirmeye yapmak gerek. Böylece akademisyen olursanız eğitiminiz, girişimci olursanız da sunduğunuz hizmet kaliteli olur.

Kendimizi yerin dibine sokarak başarının geleceğini zannedenler, birkaç yüz yıllık aşağılık duygusunun ürünü nesillerdir. Enseyi karartmaya gerek yok. Bizden her şey olur; yeter ki nitelikli nüfusu eğitelim.
Güzel bir ülke inşa etmek istiyorsanız herkes bilimle ilgilenmek zorunda değil ama herkes bilgili olmak zorunda. Çalışarak çok güzel yerlere gelinir. Biz öyle geldik. Tek kuruş kimseden destek almadan, arkamızda dayılarımız olmadan…
Şunu diyebilirsiniz: “Ahlaklı, onurlu ve vicdanlı şekilde çalışarak çok zengin olunmaz.” Amaç çok zengin olmaksa her türlü rezilliği yapın. Buyurun, yolunuz açık olsun!

İyi haftalar, sağlıklı günler dilerim.