“Şimden gerü hiç kimesne kapuda ve divanda ve mecalis ve seyranda Türkî dilinden gayri dil söylemeye.”
Karamanoğlu I. Mehmed Bey
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün riyasetindeki I. Türk Dili Kurultayı’nın açılış günü olan 26 Eylül’ün “Dil Bayramı” olarak kabul edilmesiyle Türkçenin millî kimliğimizin temel unsurlarından biri olduğu bir kez daha vurgulanmış; dilimizin korunması, geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması yönündeki ortak sorumluluğumuz tarihî bir anlam kazanmıştır.
Bu anlayış ve kararlılıkla, binlerce yıllık bir medeniyet birikimini bağrında taşıyan Türkçemizi korumak, bilim ve kültür dili kimliğini güçlendirerek yarınlara aktarmak ortak millî sorumluluğumuzdur.
Türkçenin en önemli kalesi olan Türk Dil Kurumu, kuruluşundan bu yana dilimizin korunması, geliştirilmesi ve kültürel mirasımızın yaşatılması için yürüttüğü çalışmaları sürdürmeye devam edecektir. 26 Eylül Dil Bayramı vesilesiyle, Türk Dil Kurumunun kurulmasına öncülük eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, Türk dilinin korunması ve gelişmesine emek veren herkesi saygı ve şükranla anıyoruz.
(Prof. Dr. Osman MERT, Türk Dil Kurumu Başkanı)
Yukarıdaki satırlar, 26 Eylül Türk Dil Bayramı nedeniyle, Türk Dil Kurumu Başkanının kutlama mesajıdır. Oysa bugün artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Kuru mesajlar yerine bir şeyler yapmanın zamanı geldi de geçiyor.
● Türk Dil Kurumu, Fransa’da olduğu gibi yaptırım gücü olan bir kurum hâline getirilmeli.
● Türk Dil Kurumunun önerdiği karşılıkların uygulanıp uygulanmadığı kontrol edilmeli.
● Öncelikle resmî kurumlar, her türlü yazışmalarında yabancı dil kullanmamaya özen göstermeli.
● Resmî ve özel televizyonlar denetlenmeli. Programlarda Türkçe karşılığı olmasına rağmen gerekli gereksiz yabancı kelimelerin çok kullanıldığını görüyoruz.
● Ayrıca “dijital platform” dedikleri alanlarda —ki gençler bunlarla çok ilgililer— denetim sağlanmalı.
● Yabancı filmlerin alt yazıları ve seslendirmeleri denetlenmeli.
● Şirketlerin tanıtım ve yazışmalarındaki dil denetlenmeli.
● Tüketicilere şirketler tarafından ulaştırılan her türlü yazılı bilginin dili; ilanlar, kullanım kılavuzları, mal ve hizmetlere ilişkin bilgilendirmeler, sözleşmeler vb. denetlenmeli.
● İşletmelerin ve kuruluşların adlarının Türkçe olması için özendirici yaptırımlar uygulanmalı.
● Kamuya açık yerlerdeki tanıtım panolarıyla her türlü tabelanın dili denetlenmeli.
● Konu, kamuya açık yerlerdeki görsel tabelalar, afişler ve hareketli görsellerle gündemde tutulmalı.
● Kitle iletişim araçlarında halk üzerinde etkisi olan tanınmış kişilerle birebir görüşmeler yapılarak onların katkı ve destekleri istenmeli.
● Türkçeye özen gösteren kurumlara ödül verilmeli; özel bir kurumsa vergi indirimi sağlanmalı.
● Okullarda konuyla ilgili konferanslar verilmeli.
Türkçe, neredeyse ana dilimiz olduğunu unutturacak ölçüde yabancı kelimelerle dolduruluyor, kendi kelimelerimiz şuursuzca dışlanıyor. Türkçeye karşı özensizlik, gevşeklik, sorumsuzluk ve yanlış kullanma; devlet adamları ve çeşitli mesleklerdeki aydınlar için de söz konusu.
Kendi dilini, kültürünü dışlayan bir toplum, varlık sebebini inkâr ediyor demektir. Ülkemizi yönetenlerin Türkçeden yana olduklarından şüphe duymuyoruz. Bakanlar, valiler, belediye başkanları, YÖK, rektörler, gazete, radyo ve televizyonların yöneticileri; Türkçemizin yabancı diller tarafından işgaline seyirci kalmanın doğuracağı sonucu düşünüp, çıkacak bir kanunu yahut verilecek öneriyi beklemeden Türkçeye hassasiyet göstermeleri için bir mucize mi gerekir?
Türkçe giderse Türkiye gider!
Türk Dil Bayramımız kutlu olsun.
İyi haftalar, sağlıklı günler diliyorum.