Asteğmen Hazırlık Okulu’nda bölük komutanımız sürekli şu veciz cümleyi kullanırdı: “Hiçbir mazeret başarının yerini tutamaz.”
Mazeret, eleştirilmekten kurtulmak için yalan uydurmaktır. Mazeretlere sığınanlar, sorunları çözmek yerine örtmeyi tercih ederler. Bir başarısızlığınızı mazerete dayandırdığınızda, artık haklı çıkmaya çabalar; mazereti büyütmenin ve başarısızlığı sürdürmenin yollarını ararsınız. Başaramamakta haklı olabilirsiniz; ama mazerete sığınarak da haklı olamazsınız.
Başarılı insanlar, her zaman, her ortamda, her şartta çalışabilmeyi başaran insanlardır. Başarılı insan, her türlü engele rağmen çalışmaya devam eder. İlerlemenin durdurulduğu yer, engellerin mazerete dönüştüğü yerdir. Mazeretleriniz, vazgeçmenizi haklılaştıracak nedenlerinize dönüşür.
Başarının gerektirdiği bedeli ödemekten korktuğumuzda inandırıcı mazeretler buluruz: “Ben yapamadım, çünkü çok haklı nedenlerim vardı. Eğer bana fırsat verilseydi neler yapacaktım. Ne büyük işleri başaracaktım.” deriz.
Mazeretlere sığınanlar hem kendilerini engellerler hem de başkalarını yıldırırlar. Bir insana “Yapamazsın.” demek, ruhuna vurulabilecek ağır bir prangadır. Düşmanın yapamadığı bu kötülüğü, çocukları için iyi olacağını sanarak çoğu zaman aileler yapmaktadır. Çocuklarının birçok girişimini “Sen yapamazsın.” diyerek engellemişlerdir.
Bazı gençlerimizin büyük talihsizliklerinden biri de şudur: Onlara “Yüksek zekâ ve özel yetenekler doğuştandır.” derler. Böylece dolaylı şekilde, “Engellerini aşmak için boşuna uğraşmamalarını.” söylerler. Gençler bu telkinlerden etkilenmekle kalmazlar; bu telkinleri benimserler. Böylece sorumluluktan kurtulurlar; arzuladıkları tembelliği iyi bir mazeretle örterler.
Artık üstün yetenek için uykularını feda etmeleri gereksizdir. Zira karşılarına suçlayacakları bir kader vardır. Mazeretleri reddedenlerin ruhları, müthiş bir azim kazanır.
Başaranların mazereti yoktur. İki sonuçtan birini tercih edeceksiniz: Ya başarı ya da mazeret. Mazeret varsa mücadele yoktur. Bizi durdurmak isteyen her şeyle mücadele edeceğiz. Mazeret hiçbir başarısızlığı gizleyemez. Başkalarını kandırmak zorunda değiliz; kendimizi kandırmak ise bize hiçbir şey kazandırmaz.
Kendimizi kandırmamıza gerek yok. Mazeret arıyoruz; çünkü zorluklardan kaçındığımızı kendimize itiraf edemiyoruz. Mazereti biz üretiyoruz, sonra da ona çocuğumuzmuş gibi sahip çıkıyoruz. Çünkü onunla şerefimizi, gururumuzu birleştirmişiz.
Eflatun der ki: “En büyük zafer, insanın kendisini fethetmesidir. İnsanın kendi nefsine esiri olması, yenilgilerinin en utanç vericisidir.”
Rahata düşkünlük, insanın nefsine yenilmesidir. Mazeretlere sığınırız; çünkü nefsimiz zorluklara göğüs germemize izin vermez.
Elbert Hubbard şöyle der: “İnsanların başarısızlıkları konusunda kendilerini aldatmak için mazeret aramaya bu kadar zaman harcamaları anlaşılmaz bir durumdur.”
Mazeret bulmak için harcadığımız enerji, sorunlarımızı çözmeye yetebilirdi.
Mazeretlere sığınmaktan kurtulmak için zorlukların anlamlarını değiştirerek olumlu sonuçlar aramalı; sorunları nasıl fırsata dönüştüreceğimizi düşünmeli, hayali sorunlarla dertleşmeyi terk etmelisiniz.
Krizleri fırsata dönüştürelim. Yaşayacağımız sorunların çoğu, beraberlerinde önemli fırsatlar getirecektir. Her olumsuzluğun olumlu bir tarafı vardır. Yenilmek, yeni bir zafer şansına hazırlanmaktır.
Andre Gide der ki: “Yüklendiğiniz görev ne kadar zahmetli olursa, ruhunuzu o oranda eğitir, yüceltir.”
Engelleri mazerete dönüştürenler teslim olurlar; engelleri fırsata dönüştürenler ise sorunlardan çözüm üretirler. Başaranlar, başarılarını savaştıkları engellere borçludurlar.
Hayali sorunlarla dertleşmeyin. “Eğer” ve “keşke”, bu iki kavram, insanları sorunlu hayallere sürükler. Enerjilerini geçmişte ve sorunlarla çatışarak tüketmelerine yol açarlar. Hayıflanarak kendinizi kandırırsınız. Öyleyse “Keşke… Eğer…” şeklinde başlayan hayıflanma ifadelerini kendinize yasaklayın. O zaman bilinciniz sorunlarınızı mazerete dönüştürmeyecek, aksine çözüm arayacaktır.
Mazeretlere sığınmadığımız iyi haftalar, sağlıklı günler dilerim.