Geçtiğimiz hafta sonu Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınav sonuçları açıklandı. Öncelikle sınava giren bütün öğrencilerimizi ve ailelerini gönülden kutluyor, sonuçların herkes için hayırlı olmasını diliyorum.
Şimdi ise birçok ailede tercih telaşı ve gelecek kaygısı başladı. Bu hassas dönemi anne babalar olarak sağduyu ve sabırla yönetmemiz gerekiyor. Zorlu bir hazırlık sürecinden geçen çocuklarımızın omuzlarına yeni yükler eklemek yerine onların yükünü hafifletmeliyiz.
Ne yazık ki sınav odaklı rekabet, çocuklarımızın benlik algısını olumsuz etkileyebiliyor. Başarıyı yalnızca sınav sonucuna indirgediğimizde, çocuklarımızın zihninde “Kazanamazsam değersizim.” düşüncesi yerleşebiliyor. Oysa hiçbir sınav, bir insanın değerini belirleyemez.
Anne babalara en önemli çağrım şudur: Lütfen çocuklarınızı başkalarıyla kıyaslamayın. Onların sonucunu değil, gösterdikleri emeği ve çabayı takdir edin.
Birçok anne baba, kendi gençliğinde ulaşamadığı hedefleri çocukları üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor. İçlerinde yara olarak kalan meslekleri, hayalleri ya da başarıları çocuklarına yükleyerek farkında olmadan kendi yaralarını sarmaya çalışıyor. Böylece çocuklarını adeta bir yara bandı gibi görüyor.
Oysa…
Çocuklarınız sizin yara bantlarınız değildir.
Her çocuk biriciktir. Her çocuğun zihinsel, duygusal ve yetenek yapısı birbirinden farklıdır. Yaratılışın sunduğu bu eşsiz çeşitliliği görmezden gelerek herkesi tek bir başarı ölçüsüne, yalnızca akademik başarıya zorlamak, fıtrata aykırı bir yaklaşım olacaktır.
Eğitimin amacı bütün çocukları aynı kalıba sokmak değil; her çocuğun ilgi, yetenek ve potansiyelini keşfetmesine yardımcı olmaktır. Çünkü gerçek başarı, insanın kendi potansiyelini gerçekleştirebilmesidir.
Çocuk, ailenin aynasıdır. İnsanın kendisine, hayata ve diğer insanlara bakışının temelleri çocukluk yıllarında atılır. Bu temelin ilk mimarları ise anne ve babalardır. Bu nedenle ileride çocuklarımızın davranışlarını değerlendirirken yalnızca sonucu değil, o davranışların hangi aile ikliminde filizlendiğini de düşünmeliyiz.
Unutmayalım ki bireyin yaşamla ve çevresiyle kurduğu ilişkinin temelinde, çocukluğunda kendisiyle kurulan ilişki vardır.
Lübnanlı şair ve filozof Halil Cibran’ın şu sözleri, anne babaların çocuklarına bakışını anlatan en güçlü metinlerden biridir:
“Çocuklarınız sizin çocuklarınız değildir. Onlar, hayatın kendine duyduğu özlemin oğulları ve kızlarıdır. Sizin aracılığınızla gelirler ama sizden gelmezler. Sizinle birliktedirler ama size ait değildirler. Onlara sevginizi verebilirsiniz; fakat düşüncelerinizi veremezsiniz. Çünkü onların kendi düşünceleri vardır. Bedenlerini evinizde barındırabilirsiniz; ama ruhlarını hapsedemezsiniz. Çünkü onların ruhları, sizin rüyanızda bile göremeyeceğiniz yarının evinde yaşamaktadır. Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz; fakat onları kendiniz gibi yapmaya çalışmayın.”
Sevgili anne babalar…
Çocuklarınızı sınav sonuçlarına göre yargılamayın. Onlara vereceğiniz en değerli mesaj şu olmalıdır:
“Her ne olursa olsun, seni seviyoruz.”
Elbette çocuklarımıza iyi bir eğitim vermek bizim görevimizdir. Ancak bu görevi yerine getirirken onların sessiz çığlığını da duyabilmeliyiz.
Benim Şarkım
Ernest Jardil
(Çeviri: Özdil Emre)
olmak istemiyorum
öyle olmamı istediğiniz gibi.
siz olmak istemiyorum
öyle olmamı istediğiniz gibi.
sizin gibi olmak istemiyorum
öyle olmamı istediğiniz gibi.
sizin olduğunuz gibi olmak istemiyorum
öyle olmamı istediğiniz gibi.
sizin olmak istediğiniz gibi olmak istemiyorum
öyle olmamı istediğiniz gibi.
olmak istediğiniz gibi değil,
olmak istediğim gibi olmak istiyorum.
olmak istediğiniz gibi değil,
olduğum gibi olmak istiyorum.
olmak istediğiniz gibi değil,
kendim gibi olmak istiyorum.
Ben, ben olmak istiyorum.
Her çocuk biriciktir. Dünyada onun eşi ve benzeri yoktur. Her çocuk, kendi ruhunun ufkuna doğru yürümelidir. Biz anne babalara ve eğitimcilere düşen görev ise o yolculukta çocuklarımızın önünü açmak, onlara yön vermek değil; yanlarında yürümektir.
Sağlıklı, huzurlu ve umut dolu günler diliyorum. İyi haftalar.