Dünya çapında büyük olaylar olurken yerelden sadece seyredemeyiz. Bir gazetenin köşe yazısında bahsetmek de lazımdır. Bizler de bu dünyada nefes alıp verirken şahit olduğumuz olaylara, kalemimize tarihe not düşmemiz gerekiyor. Aslında dünyanın ve insanlığın en büyük zalimi İsrail, Gazze'de yapmış olduğu zulme odaklanmış ve gönlümüzü oraya tahsis etmişiz. Bu haldeyken bile dünyanın diğer coğrafyalarında Müslümanları ilgilendiren olaylardan da gafil kalamamıyız.
Yakın zamanda Amerika ve İsrail'in dünya çapında yapıp ettiklerine yoğunlaşan televizyon ekranları bizleri de o girdabın içinde tutuyorlar, bunun farkındayız. Spor alanında dünya kupası gibi dört yılda bir düzenlenen ve milyarlarca insanı etkileyen organizasyon konusunda ülke olarak çabuk şapka çıkardık. Rakiplerimizi yenecektik, çünkü ülkemiz dışında top koşturan ünlü futbolcularımız vardı. Kazanacak ve sokaklarda araba konvoyları kurup saatlerce eğlenecektik. Ama mahcup bir suskunlukla hepimiz evlerimize döndük.
Amerika İran savaşı ve dikiş tutturamayan barış görüşmelerinin arasında kaybolup gidiyor. İki insan arasında bir anlaşma yapılıp sonra taraflardan biri bu anlaşmayı bozuverse o insanın “adamlığına da insanlığına da” bir sürü laf sayarız. Lakin koskoca devlet adamları “oyundan çıkıyorum ve bana ne küstüm işte!” diyen çocuklar misali anlaşamıyorlar, bölüşemiyorlar. (Tabii olayı küçük görmüyorum.) Bu, yeni bir şey değil ki. Tarih boyunca hep ola gelmiş. Savaşlar hayatın en büyük ve acı gerçeği. Barış isteyenler, rakiplerinden daha güçlü oldukları vakit bu hedefe rahat ulaşırlar.
“Kendin için istediğini başkası için de isteyin” hadisi şerifin ortaya koyduğu prensipten mahrum liderler ve devletler, hükümlerinin devamlı olmasını istiyorlar ama bu haksızlığa karşı gelecek devletler “Artık yeter! Sende var da bende niye olmuyor?” diye silahından nükleer bombasına kadar hepsini yapmaya çalışıyorlar. Sanki dünyanın 100 yılda bir yaşadığı büyük bunalımı bir kez daha yaşayacakmış gibi görünüyor. İnsanlar nasıl ki bir ömür boyu sağlıklı yaşayamaz, arada bir hastalanırlar. Zamanda böyle galiba. Küresel çapta insanları etkileyen bir huzursuzluk söz konusu.
Farklı bir konu olarak NATO zirvesinin ülkemize yapılmış olması. Televizyon ekranlarından izlediğimiz kadarıyla çok değişik yorumlar okuyabiliyoruz. Türkiye olarak müthiş bir coğrafi iklimde bulunuyoruz. Yıllar önce Ziya Gökalp “Muasırlaşmak, Türkleşmek ve İslamlaşmak” diye bir yazı yazmış ve biz de onu ders kitaplarında okumuştuk. Ülke olarak Türk devletleri ile, millet olarak Müslüman ülkelerle, devlet olarak batılı ülkelerle irtibatlı olmak zorundayız.
NATO, 36. toplantısını ülkemizde yaptığı şu günlerde ev sahibi olarak ortaya koyduğumuz performans çok değişik yorumlarla ele alınıyor. Görüntüleri ekrandan izleyen bizler, beğendiğimiz yorumcuları televizyon ekranlarından izlerken kanaatlerimizi de etkileyen cümleleri zihnimizin ortasında toparlıyoruz. Buradan kendimize olaylara bakacak bir açı yakalıyoruz.
Eğer muhalefet zihniyeti ile olaylara bakıyorsanız farklı yorumluyorsunuz. Radikal bir Müslüman zihniyeti ile bakıyorsanız olaya daha farklı şekilde bakabiliyorsunuz. “Bu kadar Hristiyan devleti arasında Müslüman Türk devletinin ne işi var?” gibi yorumlar sizi etkiliyor.
Yabancı ülkelerin televizyon kanallarında, ülkemiz hakkında yapılan olumlu yorumlardan emin olmadan dinliyorsunuz. “Domuzdan post, düşmandan dost olmaz!” mantığınız ağır basıyor. Olaya iktidar ve devlet gözüyle baktığınız zaman ne kadar başarılı ve ne kadar kusursuz bir organizasyon yapıldığı için bundan övünç duyuyorsunuz.
Eski Türkiye başbakanları ile şimdiki cumhurbaşkanını kıyaslıyorsunuz. Oturuşları, dikilişleri, el pençe duruşları vesaire. Beştepe Millet Sarayının ihtişamı ve devlet başkanlarının yeniçerilerle Mehter marşı ile karşılanmasını bir başka güzel değerlendiriyorsunuz. Bu bu görüş farklılıkları, millet fertlerinin arasındaki boşluğu da gösteriyor tabii.
Bütün bunları, zaten sokaklarda gezen ve Türkçe konuşan insanların hatta Müslümanım diyenlerin üzerindeki kıyafet farkında bile görebiliyorsunuz. Velhasıl aynı yere bakıp aynı şeyi görmeyen insanların aynı yorumu yapmayacağını hepimiz normal karşılıyoruz. Ortak değerlerimizin yıprandığı bir görüntüyle karşı karşıya karşı karşıyayız.
Bir de şunu söylemek isterim kendi ülkesinin yaptığı teknolojik gelişmeleri ve büyük hareketleri küçük gören zihniyet sahiplerinin varlığı beni en çok ürkütüyor. Nasıl yapacağız bilemiyorum vallahi.
AHMET TAŞTAN
Kaynak: gencgazete.net