“Ne günlere kaldık ya Rabb!” diyecek hadiseler olmakta. Çok farklı olaylar var ama ben özellikle Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezuniyet Programında “imanlı bir delikanlın” açmış olduğu o pankartta yazılan ayet-i kerimeyi konuşmak istiyorum.

Günümüzde meseleleri, çok farklı açıdan değerlendirilmek durumunda kalıyoruz artık. Mesela böyle bir ayet-i kerimenin pankart olarak açılması “önce cesaret” ister, diyelim ve bir hakkı teslim edelim. “Ne var bunda?” diyebilecek itirazlar varsa üniversite yönetiminin kültürel zihinsel yapısını bilirseniz, kolay olmadığını da anlarsınız.

Bağlamında (taşı gediğine koymuş) yazılmış bir ayet-i kerime oldukça manidar idi. “Adalet” kavramının ete kemiğe büründüğünü kabul ettiğimiz hukuk fakültelerinde, ellerinde mühür bulunduranların (yani avukat, hakim, savcı olacakların) en çok ihtiyacı olan kelime “dosdoğru karar vermek.”

Fakat dosdoğruluğu belirleyen cümle de “emrolunduğun gibi” ifadesiydi. Yani yaratan Rabbimiz, adaletten şaşmamak için “kendi adil sıfatını (el adl)” insana yükleyerek onu/insanı yüceltmek için vahyetmiş olduğu bir ayet-i kerime.

İman ettiğin Allah, in/sana dosdoğru olmanı da emrediyor. Eğer doğru olmazsan toplumda düzen bozulur; adalet sarsılır, karmaşa ve kaos oluşur. Böyle zamanlarda insanların hakikati bulması, doğruya yönelmesi oldukça zordur ve bu Allah'ın arzu ettiği bir sistem değildir.

Sosyal medyaya yansıyan bu olayın; diğer sosyal medya içerik üreticiler tarafından dile getirilmesi, tepkilerin kınanması bir anda yaygınlaştı. Şu anda Kur’an’dan en çok bilinen ayet-i kerime olarak sorulsa sokaktan geçenlere; “emrolduğun gibi dosdoğru ol” (Hud suresi 112. Ayet) deyiverir.

Yani popüler bir ayet oluverdi. Peki bundan memnun muyuz? Sosyal medyada Müslümanların görünür olması açısından oldukça iyi. Ama gerçek hayatta dosdoğru olamayan(!) Müslümanların, bu ayet-i kerimeyi paylaşarak durdukları yeri ifade etmesi açısından biraz tereddütlerin var.

Keşke siyasette, ticarette, ilişkilerde hakikaten Allah'ın emirlerini bilip onun direktifleri doğrultusunda davranabilsek. Aslında bizden istenen bu. Kuru bir slogan değil. Ama umudumuz da Müslümanların yeterince gündeme getirmedikleri, bu doğruluk ve adalet anlayışının hayatımızda ancak Allah'a ve ahiret gününe imanın kuvveti ile aktif olabileceğini bilmektir.

Aksiyon halindeki bir iman ve aktif bir şekilde ayetleri eyleme geçen bir akıl insanlığa daha büyük bir hayır getirecektir.

Bugünlerde toplumun dini konular üzerinden olgun bir karpuz gibi çatlayıp ikiye ayrıldığını hepimiz görüyoruz. Daha geçenlerde bir şaklabanın biri mizah yapıyorum diye Kur’an-ı Kerim'le alay etmesinde sanki iktidar muhalefet bir anda ayrılık verdi.

Siyaseten iktidar- muhalefet kelimelerini kullandığımızı sanıyordum ama zihniyet olarak da bu kadar net bir şekilde ortaya çıkışı, bizleri olayları daha yakından değerlendirmemizi sağlıyor. Bizi derinden ürkütecek bir mesele de bu ülkede, dini kavramların alaya alınması veya engellenmesi karşısında düşmanlıkları açıkça belli olan kesimlerin cesaretlenmesi ve taraftar bulmaları.

Aslında Müslüman Türk toplumunun nasıl parçalandığını hissetmek açısından da gözden önüne almak gerekiyor. Topyekün bir şekilde Kur’an-ı Kerim ile alay edildiğinde ya da bir ayet-i kerime engellendiğinde karşı durmak gerekirken toplumun orantısal biçimde ikiye bölünmesi insanı üzüyor.

AHMET TAŞTAN