Kur'an-ı Kerim'de bazı tekrarlar dikkatimi çekmiştir öteden beri. Ki esasen bu tekrar etmeler bir farkındalık oluşturmak, bir dikkat çekmek ya da ilgi uyandırmak maksadıyla yapılır.

Fakat bu sefer Kur’an-ı Kerim'in bazı olayları anlatırken “kurguladığı yöntem” diyeceğim yanlış kelime olacak diye dilin varmıyor. Çünkü kurgulamak; olmamış bir şeyi kendi zihninde hayalen oluşturmak anlamına gelir. “Allah'ın sünnetinde (kurallarında, kanunlarında , uygulamalarında) bir değişiklik bulamazsın ayet-i kerimesinden yola çıkarak demek ki “tarihte olaylar böyle gerçekleşirmiş” diyebileceğimiz bir hikaye anlatımı da her zaman geçerli değil.

Rabb”ül-alemînin gücünü ve kudretini en yüksek seviyede hissettiğimde bazen birbirine benzer olayların çokluğu, bazen de bir kuralı yok sayıp onu değiştirmesi aklıma gelir.

Gerçi kavramların “bağlamında” (cümle içindeki yerinde) derin anlam taşıması daha bir anlamlı, daha manidardır usuldür. Lakin bu sefer dikkat ettiğim nokta şurası:

Hz . Musa (as)’ın hayatında, Hz. Yusuf (as)'ın hayatında bir de Yasin suresindeki iki elçinin bir beldeye tebliğ için gitmesi olayında gerçekleşen Habib-i Neccar olayı.

Şimdilik fark edebildiğim ortak nokta şurası: Bu üç hikaye de davetçi ve muhatabı ile birlikte karşı tarafın içinden birilerinin peygambere ve elçiye destek çıkması.

Hadi olayları bir hatırlayalım bakalım; benimle aynı kanaatte olacak mısınız?

Yasin suresindeki iki elçi bir şehre varırlar oradaki halkı Allah iman ve Ona ibadet maksadıyla İslam’a davet ederler. Haktan ve hidayetten uzak kavim, uyarıcıları “uğursuzlukla suçlar ve onların tebliğini reddederler. Tartışmaya başladıklarında köyün öbür ucundan bir adam (Habibi Neccar olarak bilinen) gelerek elçilerin dediklerini onaylar ve onların tebliğine destek çıkar. Hemen orada zalimler onu öldürürler ve Cenab-ı Allah ona “gur cennete denildi” buyurur ayette. Habibi Neccar da “keşke kavmim bunu bilseydi” der. Evet, o kavim bilmiyor ama biz Allah yolunda yardımcı olanların nasıl büyük bir mükafata vasıl olduklarını artık çok net öğrenmiş oluyoruz.

Hz. Musa (as) tebliğini yapmak için Firavun’a geldiğinde elindeki asanın yılana dönüşmesi ve beyaz el mucizesinden sonra onu yani Hz. Musa’yı cezalandırmaktan bahsederken Firavun'un sarayında “imanını gizleyen bir adamdan” bahseder Kur’an-ı Kerim'de. Bu zat Hz. Musa’ya arka çıkar destek verir. Hatta bunu üstü kapalı biçimde değil de sözleriyle aleni bir şekilde açıklar aynen Habibi Neccar gibi tabii malum akıbete o da duçar olur.

Diğer bir hikaye; Mısır’ın soylu kadını Züleyha'nın tuzağından kurtulan Yusuf (as) haklı olduğunu göstermek için Züleyha’nın akrabasından ufak bir çocuğun konuşup Yusuf (as)’ı haklı çıkaracak şahitliği yapar: “Eger gömlek önden yırtılmış ise erkek suçlu kadın haklı; gömlek erkadan yırtılmışsa kadın suçlu erkek haklıdır diye bir cümle kurar.

Sizce de bu üç anlatım arasındaki ortak yaklaşım bize İslami harekette, dini bir mücadeleye giriştiğimizde rakiplerimizin arasında bizi destekleyen birilerinin bulunması ve tehlikeyi savmada bir belayı def etmede iyi bir yöntem midir? Bir ajanlık faaliyetinden bahsetmiyoruz burada ya da bir adam yerleştirme politikasından da bahsetmiyoruz. Sadece hak davaya inanmış ve Allah'ın hidayet ettiği birinin varlığının bulunmasından bahsediyoruz. Düşman içinde ya da muhalefet anlayışının temsilcileri içinde “hakikati kavramış, yanlışları görmüş, mukayese etmeye imkanına kavuşmuş ve direnmeyi de kendine rehber edinmiş” birilerinin bulunması iyi bir şeydir. Mücadelenin yani tebliğin yayılması açısından çok önemlidir.

Şimdi bunları yazarken ya da düşünürken acaba hak taraftarların içinde batıla hizmet edenlerin de bulunup bulunmadığını düşünmeye başladım. Aklıma Nuh Aleyhisselam'ın gemiye bilmeyen çocuğu, Lut Aleyhisselam'ın geriye bakan ve helak olan karısı Hz. Peygamber (sav)'in amcası Ebu Leheb’in durumu

Cenab-ı Allah, tebliğ ve daveti farklı resullerin hayat hikayelerini anlatırken bize hidayete ulaşmayan veya sizin yanınızda olup sizden olmayan insanların varlığına dikkat çekerken İslam düşmanları arasından da vicdanlı insanların çıkıp davaya destek vereceklerini açıklamış oluyor. Dolayısıyla bir taraftan bize safları sık tutun, aranıza şeytan girmesin derken uyanık olmamızı mı telkin ediyor.

AHMET TAŞTAN