Düşünülmesi gereken bir konu ile sizleri de meşgul etmek istiyorum. Malum, günümüz gençleri içinde bulundukları toplumun gelenek, örf, adet vb. bütün kurallarından soyutlanmışçasına istediklerini/arzu ettiklerini yapmakla kendilerini özgür hissediyorlar. Bu fikir “üfleniyor kulaklarına sinsice” diyeceğim ama artık “Kral çıplak!” deme zamanı geldi de geçiyor.
“İstediğimizi giyeriz, istediğimizi yaparız.” Kendi paşa gönülleri neyi, ne zaman, hangi şartlarda arzu ediyorsa o anda yapabilmeyi özgürlük dairesi içinde algılıyorlar. Gerçek hayatta her vakit mümkün olmayan bir durumla karşı karşıyayız. Çünkü imkan ve şartlar namüsait bir halde tezahür edebiliyor.
“Öyle bir dünya yok!” diye çocukları uyandıracak ve akıllarını başına getirecek bir dürtüye ihtiyaç var. Ama birçok genç, özgürce bağlandıkları bu düşüncelerle çabuk gaza geliyor.
Bunlar zaten herkesin çevresinde gördüğü, duyduğu olaylar. Ben bu hevaperest gençliğin yanı başına Hz. Peygamber’in (s.a.v.), “Allah’ım! Senin rahmetini umuyorum. Beni göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa nefsime bırakma. Benim her halimi ıslah et. Senden başka ilah yoktur.” sözünü bırakıyor ve düşünüyorum.
Nasıl bir duadır bu, nasıl bir taleptir? Hz. Peygamber (s.a.v.) niçin böyle bir söz buyurmuş? Asırlar sonra modern ve çağdaş zamanlarda kendisine iman ettiğini söyleyen Müslüman gençlik, bu sözden haberdar değil midir ki o da gafil bir şekilde arzularının peşinden gitmektedir?
Bir filmin repliğinde duymuştum: TRT Tabii’de yayınlanan Mevlana dizisindeki meczup, “Ben şimdi kendimle ne yapacağım?” diye yakınıyordu. Çok ilgimi çekmiş olacak ki kaydetmişim hafızama.
Demek ki insanın kendisi ile baş başa kaldığında eli ayağı dolaşabiliyor; yalan yanlış, hatalı işler yapabiliyor. Ve insan, en acı bir şekilde aynı zamanda kendini kandırabiliyor. Bu mümkün ise insanoğluna bir rehber, bir yol gösterici lazım değil midir? Yine gücü nispetinde kendisi karar versin ama bir yol gösterene ihtiyacı yok mudur?
“Elâ ya’lemu men halak / Yaratan (yarattığını) bilmez olur mu?” (Mülk Suresi, 14. Ayet) İnsanı yaratan Allah, onda kusur yapabilecek, hatalar ortaya koyabilecek damarı da bildiği için ona kitap gibi bir rehber, peygamber gibi bir uyarıcı göndermekle en büyük yardımı kesintisiz biçimde yaratmıştır zaten.
Biz “özgürlük” kavramı ile “Beni bir an nefsimin eline bırakma” cümlesini kafa kafaya tokuşturmak yerine; acaba özgürlük kelimesinden bu manayı ya da bu hadisten özgürlüğü çıkarıp ortaya koyabilir miyiz, diye düşünüyordum. Bir an olsun nefsinin arzu ve isteklerine tabi olmadan yaşayan özgür insanlar olamaz mıyız?
Özgürlüğümüzü nefsimize uymakla değil de bize rehberlik edecek kaynaklara, yani vahiyle aydınlanmış akl-ı selîme uymakla biçimlendirebiliriz.
Çünkü “ben” derken içinde kendisine her zaman kötü olanı vehmeden bir duygu olarak nefsi henüz tanımayan genç çok.
“Şüphesiz nefis, Rabbimin merhamet ettiği hariç, daima kötülüğü emreder.” ifadesi, Kur'an-ı Kerim'de Yusuf Suresi'nin 53. ayetinde geçmektedir. Bu ayetin nuruyla aydınlanan beynimiz şimdi tekrar hatırlasın “Yaratan bilmez mi?” ayetini. Sığlaştırılmış ve dini kültürden koparılmış düşünce sahibi gençler hâlâ “Ben özgürüm.” derler mi acaba?
Bence özgürlük; hidayete ermiş ruhların, kulluk makamındaki davranışlarıdır. Hakiki özgürlük, nefsin köleliğinden kurtulunduğunda başlar, vesselam.
AHMET TAŞTAN