Geçenlerde sanayici bir dostumu ziyarete gitmiştim.
Çaylarımız getiren hanımefendiyi hemen tanıdım.
Uzun yıllar Kaymakamlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nda mütevelli heyeti üyeliği yapmıştım.
Ablamız da vakfımıza yardım başvurusunda bulunmuştu.
Çalıştığı halde geçinemiyor, aldığı ücret temel ihtiyaçlarına yetmiyordu.
Arkadaşıma dostuma sordum:
“Çalışanlarına ne kadar maaş veriyorsun?”
Pozisyonlarına göre verdikleri ücretleri anlattı.
Bunun üzerine kendisine şunları söyledim:
“Zekât veriyorsun, sadaka dağıtıyorsun, hayır-hasenat yapıyorsun.
Allah kabul etsin.
Ama çalışanına öyle bir ücret ver ki geçinebilmek için hiçbir yardım kurumunun kapısını çalmak zorunda kalmasın.
Sen çalışanına yetersiz maaş veriyorsun.
O geçinemeyip vakıflara derneklere başvuruyor.
Sen zekâtını kurumlara bağışlıyorsun.
Kurumlar da senin paranı senin çalışanına yardım diye veriyor.
Bu döngü doğru değil.”
Maaşları insanca yaşanabilecek bir düzeye getirmelisin.
Yıl sonunda elde edilen kârın, bir kısmını emeği olan çalışanlarla paylaşman gerekir.
Patronu, müdürü, işçisi, temizlikçisi…
Hepimiz aynı gemideyiz.
Unutmayalım ki gemideki tek bir cıvatanın gevşemesi bile o geminin su almasına yeter.
Ey işverenler!
Çalıştırdığınız insanlar sizin köleniz değildir.
Ki köleniz olsalar dahi Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah onları sizin elinizin altına vermiştir. Kimin elinin altında bir kardeşi varsa, ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Gücünün yetmediği ağır işleri ona yüklemesin; yüklerse de mutlaka ona yardım etsin.”
Ey İşverenler!
O işçi, çocuklarının kahramanıdır.
Karısının prensidir.
Bir evin reisidir.
Kocasının prensesidir.
Bir evin hanım efendisidir.
Çalışanlarınızı sadakaya muhtaç bırakmayın.
İşletmenizin büyümesinde onların da teri, hakkı ve emeği var.
Siz kazandıkça, sizinle birlikte ter dökenlerin de kazanması adalettir.
Bereket, kazancını paylaşmaktadır.
Selam ve dua ile…
