Çin'in Guangzhou şehrindeydik.
Namaz kılmak için bir camiye girdik.
Doğu Türkistanlı Hoca cemaate vaaz veriyordu.
Rivayet edilir ki...
Hz. Musa bir gün Rabbine şöyle niyaz etti:
"Ey Rabbim! Yeryüzündeki en günahkâr kulun kimdir?"
Allah, ona belirli bir yere gitmesini emretti.
Hz. Musa oraya vardığında, yanında küçük bir çocuğu bulunan bir adam gördü.
Aradan bir gün geçti.
Bu kez Hz. Musa yine Rabbine sordu:
"Ey Rabbim! Yeryüzündeki en günahsız kulun kimdir?"
Allah yine aynı yere gitmesini emretti.
Hz. Musa hayretler içinde kaldı.
Çünkü bu defa da karşısında aynı adam duruyordu.
Merakla sordu:
"Ey Rabbim! Dün bana en günahkâr diye gösterdiğin kul, bugün nasıl oldu da en günahsız kul oldu?"
Bunun üzerine Allah buyurdu ki:
"Dün oradan ayrıldıktan sonra söylediği bir söz sebebiyle onu bağışladım."
O gün adam, küçük oğluyla birlikte sahilde yürüyordu.
Çocuk, uçsuz bucaksız kumsala bakarak sordu:
"Babacığım, şu kum tanelerinden daha çok ne vardır?"
Babası gülümsedi.
"Denizdeki su damlaları."
"Peki, denizdeki damlalardan daha çok ne vardır?"
Bu defa babanın yüzündeki tebessüm kayboldu.
Başını öne eğdi.
Kalbi mahzunlaştı.
Sessizce cevap verdi:
"Evladım... Babanın günahları var."
"Peki, babacığım, senin günahlarından daha büyük ne vardır?"
Adam bu defa başını gökyüzüne kaldırdı. Gözleri umutla doldu.
Dudaklarından bir cümle döküldü:
"Allah'ın rahmeti vardır, yavrum... Allah'ın rahmeti..."
Kul, günahının büyüklüğünü inkâr etmedi.
Allah'ın rahmetini günahlarından büyük gördü.
Ne kadar günah işlenmiş olursa olsun, Allah'ın rahmeti hepsinden daha büyüktür.
Yeter ki kul samimiyetle pişman olsun.
Gözyaşıyla Rabbine yönelsin ve O'nun affından ümidini kesmesin.
Doğu Türkistanlı Hoca vaazını şu cümle ile noktaladı.
“Belki de bütün benliğimizle söylediğimiz şu cümle bizi kurtaracaktır.
Allah'ım! Günahlarım çok büyük...
Ama Sen'in rahmetin, bütün günahlarımdan daha büyüktür."
Allahım, sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet"
(Yurt dışı notlarımdan sayfa 323- 325)
Selam ve dua ile…