1986 yılında bir coğrafya–tarih öğretmeni olarak göreve başladığımda öğrencilerime Türkiye’nin yeraltı ve yer üstü doğal zenginliklerinden ve Jeopolitik konumundan/öneminden bahsederdim.
O günün dünyasında ülkeler yeraltındaki madenleri ve enerji kaynakları ile öğünür ve enerji kaynaklarına sahip olan ve onları kontrol eden ülkeler, dünya ekonomisinde ve siyasetinde önemli roller oynarlardı. Osmanlı Devleti Sanayi Devrimi’ni -maalesef-ıskalamış ve dünya devletlerinin gerisinde kalmıştı ki bu girdaptan çıkmak için yapılan çabalar da yeterli olmamıştı.
20. Yüzyılın sonlarından itibaren içinde bulunduğumuz “Bilgi Çağı”başlamıştır. Bu dönemde bilgisayarlar, internet ve iletişim araçları hayatın merkezindedir. Temel özellikleri bilgiye, internet aracılığıyla anında ulaşılır. Veriler kağıt ortamından dijital ortama taşınmıştır. Fabrika ve makineler yerine bilgi ve teknoloji ekonomik değeri belirler.
Bilgi çağı, bilginin üretimi, saklanması ve paylaşılması en önemli güç oldu ve yeni meslekler yapay zeka mühendisliği, veri analistliği ve siber güvenlik uzmanlığı doğdu. Alışveriş, bankacılık ve ticaret tamamen internet ortamına taşındı. Şirketlerin gücü fiziksel varlıklarından ziyade sahip oldukları yazılım ve veri gücüyle ölçülmeye başladı. Mesafeler önemsizleşti; dünyanın öbür ucuyla saniyeler içinde görüntülü konuşuluyor. Fiziksel ofis ihtiyacı azaldı; evden veya esnek çalışma modelleri yaygınlaştı. Eğitimde Eşitlik: Çevrimiçi kurslar ve platformlar sayesinde herkes dilediği konuda uzmanlaşma şansı buldu.
Artık ülke olarak çağa ayak uydurmak bilgi çağının şartlarında diğer ülkelerle rekabet edebilmeliyiz. Böyle bir yarışmadan galip çıkmanın yolu iyi bir eğitim sisteminden geçmektedir. Peki, Türk Eğitim Sistemi bu becerileri çocuklarımıza kazandırıyor mu? OECD ‘’Yaratıcılık ve Problem Çözme’’ başlıklı bir değerlendirmeyle her ülkede inovasyon potansiyelini ölçen bir sistem geliştirdi. Türkiye’de bu teste başarılı olan çocukların oranı %2.2, bir toplumdaki üstün zekalı çocukların ortalaması zaten %5’lerde. Biz bu grubu 15 yaşına gelene kadar %2,2’ye indiriyoruz. Böyle bir eğitim sistemimiz var. Bu oran İsrail’de 8.8, OECD ortalaması %12, Güney Kore’de %28.
%2,2’si problem çözen her 20 kişiden biri yaratıcı düşünebilen bir toplumun inovasyona dayalı yeni ekonomide şansı olabilir mi?
PISA sınavları, 15 yaşındaki gençlerin fen, matematik ve ana dilindeki okuduğu anlama becerisi olmadan ekonomiye verimli bir katkı sunmanın zor olduğu varsayımına dayanıyor. Sadece çoktan seçmeli değil, aynı zamanda açık uçlu sorularla gençlerin ne bildiğini değil bildiklerinin ne denli kullanabildiğini ölçen bir sistem PISA. Biz de Millî Eğitim Bakanlığı tarafından son yıllarda yapılan ortak sınavlarda açık uçlu sorular sorulmaya başladı.
Her üç yılda bir ölçüm yapan PISA değerlendirmelerinde puanımız artmış olsa da, dünya genelindeki sıramızda bir ilerleme yok. Matematik, fen ve okuma becerileri alanlarında son 12 yılın karnesi hiç de umut verici değil. Her üç alanda da ilk 40 ekonomi arasında yokuz! İnovasyon için eğitim yetmez, iTürkiye en iyi eğitim sistemini kursa dahi sadece eğitim sistemiyle yeni ekonomide rekabet gücünü yakalamış olmayacak bu ekonomide başlangıç elbette beceri sahibi bireyler yetiştirmek ama bununla birlikte bilgiye ulaşma özgürlüğü ve adil rekabet koşulları da gerekir.
Sanayi devrimini kaçırdığımızı dert ederek geldiğimiz bu yeni ekonomi çağında yine aynı hataları tekrar ediyoruz. Yeni bir ekonomik yarış başlıyor ve biz bu yarışa girmemek için direniyoruz. Hamaseti bir yana bırakıp gerçeklerle yüzleşmemiz gerekir. Türk Milleti zekidir çalışkandır yeter ki bu ülkenin çocuklarının önüne Türkiye’yi çağlar üzerinden sıçratarak hedefler koymalıyız.
"Asrın yeni bir umdesi var, hep ona dâir.
Devletler atılmış sibernektik yarışa...
Âlem yüzüyor sâha-i uzayda mekikle,
Bizler ne yazık ki, hâlâ dönemedik bir karışa!" Neyzen TEVFİK
Sağlıklı günler, iyi haftalar diliyorum…