Tarihin satır aralarında dolaşırken kimi devlet adamlarının zaferlerinden çok, arkalarında bıraktıkları kalıcı medeniyet izleriyle ölümsüzleştiğine şahit oluruz. Fatih devrinin kudretli veziriâzamı İnegöllü İshak Paşa; yükseliş hikâyesini, vefasını ve şehircilik vizyonunu inşa ettiği vakıflarla Anadolu’dan Rumeli’ye nakşetmiş müstesna bir şahsiyettir.

Tarih sayfalarında bir devlet adamının izini sürmek, çoğu zaman sadece kazandığı meydan savaşlarına bakmaktan ibaret görülür. Oysa Osmanlı nizamının asıl harcı, taş binalardan çok birer sosyal hayat merkezine dönüşen vakıflarda gizlidir. İşte 15. yüzyılın en tesirli vezirlerinden İnegöllü İshak Paşa’nın hayatı ve vakıf coğrafyası, hem bir bürokratik yükselişin hem de eşsiz bir imar anlayışının kusursuz bir özetidir.

İshak Paşa’nın biyografisine baktığımızda son derece şaşırtıcı ve dikkat çekici bir tezatla karşılaşırız: Dedesi İsa Bey Amasya kökenliydi; kendisi de gençlik ve olgunluk yıllarını (1434–1460) Amasya Sancak Beyi ve muhafızı Yergüç Paşa ile kardeşi Hızır Bey’in maiyetinde geçirmişti. Bu çeyrek asırlık süreçte güçlü, dirayetli bir maliyeci olarak temayüz etti. Fakat ne gariptir ki, yetiştiği bu Amasya coğrafyasında geride tek bir hayır eseri dahi bırakmadı.

Onun kaderi, Kuzey Anadolu’ya ve bilhassa İsfendiyaroğulları Beyliği’ne yönelik fetih harekâtı sırasında Fatih Sultan Mehmed tarafından bizzat fark edilmesiyle değişti. 1460 yılında Ankara’ya davet edilerek Anadolu Beylerbeyliğine atandı. Bu atama, İshak Paşa’nın devlet idaresindeki yıldızının parladığı dönüm noktası oldu. 1466’da vezâret pâyesiyle Dîvân-ı Hümâyûn üyesi oldu; 1469’da ise Rum Mehmed Paşa’nın azliyle boşalan sadâret makamına getirilerek Osmanlı Devleti’nin veziriâzamlık zirvesine oturdu.

İshak Paşa, Anadolu Beylerbeyliği vazifesine başladığı 1461 yılından itibaren hayır eserlerini birbiri ardına inşa etmeye girişti. İlk eseri, 1462 yılında Ankara’nın İskendertaşı Mahallesi Tahtü’l-Kal’a (Kale Altı) mevkiinde yükselttiği hamamdı. Halk arasında asırlarca “Şengül Hamamı” adıyla anılan bu tarihi yapı, ne hazindir ki 1928 yılında Ulus’ta Ankara Belediye Başkanlığı binası inşa edilirken ortadan kaldırıldı.

Ancak Paşa’nın Ankara’ya hediyeleri bununla bitmedi; hayatının son günlerinde kethüdası Hacı Sinan Efendi’ye verdiği talimatla Ankara’da yeni bir hamam ve çevresine 7-8 dükkân daha kazandırdı, ayrıca civardaki birkaç un değirmenini de vakıflarına bağladı. Beylerbeylik merkezinin Kütahya’ya nakledilmesi üzerine imar faaliyetlerini buraya kaydırarak, Kütahya’nın “Namazgâh” mevkiinde bugünlere miras kalacak bir tekke-zaviye tesis etti ve işletilmesi için gelirler vakfetti.

1466’da divan üyeliğine yükseldiğinde imar faaliyetleri payitaht İstanbul’a taşındı. Topkapı Sarayı civarında, Ahırkapı yakınında bir cami ve ön cephesi dükkânlarla çevrili bir çifte hamam inşa ettirdi; bu eserlerin bulunduğu semt asırlar boyunca "İshak Paşa Mahallesi" olarak anıldı. Rumelihisarı ve Fındıklı semtlerinde mektep, çeşme ve hamamlar yaptıran Paşa; Edirne’de ve nihayet son görev yeri olan Selanik ile yakın çevresinde mühim hayır tesisleri vücuda getirdi.

Fakat İshak Paşa’nın tüm bu coğrafyada vücuda getirdiği en görkemli, en abidevi külliye hiç şüphesiz baba ocağı olan İnegöl’dedir. İsfendiyâr Bey’in kızı olan refikası Tâcünnisâ Sultan Hatun da bu topraklara derin bir sadakatle bağlanmış, ömrünün son gününe kadar İnegöl’den ayrılmamıştır.

İnegöllü İshak Paşa’nın İnegöl’de sergilediği şehircilik vizyonu ise devri için çığır açıcıdır. Çağdaşı olan Sırp asıllı mühtedî Sarı İshak Paşa’nın, Konya-Karaman seferi dönüşünde Aksaraylı sanatkâr ve tüccarları İstanbul’a iskân ederek bugünkü "Aksaray" semtini kurması gibi; bizim İnegöllü İshak Paşa da İnegöl’de inşa ettirdiği imaret ve külliyenin çevresine hürriyetine kavuşturduğu kölelerini (âzadlılarını) yerleştirerek canlı bir zanaat ve ticaret havzası kurmuştur.

Nitekim İshak Paşa’nın tescil ettirdiği her iki vakfiyenin şahitler listesi incelendiğinde, büyük çoğunluğun bu âzadlılardan oluştuğu görülür. Paşa, hem vakfın nezâret idaresini hem de hayır hizmetlerinin fiilen yürütülmesini yine hürriyet ve ekmek kapısı sunduğu bu sadık kadrolara emanet etmiştir.

Son Söz: İshak Paşa’nın vakıf mirası, yalnızca taş ve harçla örülmüş kubbelerden ibaret değildir; mali zekâyı, sosyal adaleti, kölelikten zanaatkârlığa uzanan bir beşerî kalkınmayı ve doğduğu topraklara duyulan sarsılmaz bir vefayı temsil eder. Tarihi yaşatmak, işte bu vizyonu doğru okumaktan geçer.

MURAT ALTIN

Kaynak: gencgazete.net