Merhaba İnegöl'ün güzel insanları!
İnegöl'ün tarih ve kültürüne dair yazılarımıza devam ediyoruz.
Tarih, sadece geçmişte yaşanan olayların kuru bir dökümü değildir; bugün bastığımız toprağı, adını taşıdığımız mahalleleri ve ruhunu soluduğumuz kentleri inşa eden adsız ya da şanlı kahramanların hafızasıdır. İşte bu hafızayı tazelemek üzere bugün yönümüzü, Amasya’nın köklü Sungur-zâde ailesinden başlayıp İnegöl ve Bursa’ya, oradan da Balkanlar’a uzanan muazzam bir tarih perdesine çeviriyoruz.
Gelin, İnegöl’ün sosyal ve tarihi mimarisinde silinmez izler bırakan Nureddin Hamza Bey’in ve ailesinin izini birlikte sürelim.
Amasya’dan Balkanlar’a Uzanan Kökler
Hikâyemiz, Amasya’nın seçkin ailelerinden Sungur-zâdelere mensup Yahşî Bey ile başlıyor. Yıldırım Beyazıt’ın Amasya Sancakbeyi olduğu yıllarda ailenin önde gelen ismi olan Yahşî Bey, aynı zamanda Osmanlı’nın ikinci kurucusu sayılan Çelebi Sultan Mehmed’in sadık sadrazamı Beyazıt Paşa’nın da babasıydı.
Yahşî Bey, tıpkı İnegöllü İshak Paşa’nın dedesi İsa Bey gibi, I. Kosova Savaşı’na katılmak üzere Yıldırım Beyazıt ile birlikte Amasya’dan ayrılıp Balkan coğrafyasına adım attı. Sultan I. Murad’ın savaş meydanında şehit düşmesiyle Yıldırım Beyazıt tahta çıktı; değişen siyasi dengeler sonucunda Yahşî Bey Amasya’ya geri dönmedi. Kendisine dirlik olarak verilen ve o dönem "Çoban-Karyesi" olarak bilinen İnegöl-Yenice beldesi, bu tarihten sonra artık "Yahşî Bey Karyesi" adıyla anılmaya başladı.
Ankara Savaşı’nın ardından Amasya’ya çekilen Şehzâde Mehmed Çelebi, kadrosunu kurarken en çok Yahşî Beyzâde Beyazıt Paşa’ya güvendi. Fetret Devri’nin (1402-1413) o fırtınalı yıllarında Çelebi Sultan Mehmed’in yanında Lala olarak Sofu Beyazıt, sadrazam olarak ise Beyazıt Paşa yer alıyordu.
Üç Hükümdara Hizmet Eden Bir Devlet Adamı
İşte İnegöl’ün sosyal hayatının gelişmesinde büyük rol oynayacak olan Nureddin Hamza Bey, bu kudretli Sadrazam Beyazıt Paşa’nın kardeşi ve Yahşî Bey’in ortanca oğludur.
Çocukluğundan itibaren devlet adamlarının atmosferinde büyüyen Hamza Bey; musahip ve müşavirlikle başladığı hizmet yarışında Beylerbeylik, Kaptan-ı Deryalık, Çanakkale Boğazı ve Gelibolu Muhafızlığı gibi hayati görevler üstlendi. Tıpkı Kraloğlu Mühtedî Sarı İshak Paşa gibi İstanbul’un fethine katılarak Hz. Peygamber’in (s.a.v.) övgüsüne mazhar olan o kutlu askerlerin, yani "Ni‘me’l-Ceyş"in arasında yerini aldı.
"İzmir Fatihi" olarak da anılan bu büyük devlet adamı; Çelebi Sultan Mehmed, II. Murad ve Fatih Sultan Mehmed olmak üzere tam üç Osmanlı hükümdarına sadakatle hizmet etti.
Şehadet ve İnegöl’deki Ölümsüz Miras
Hamza Bey’in sonu da hayatı gibi destansı ve trajik oldu. 1462 yılında Budin Muhafızı iken, Fatih Sultan Mehmed tarafından isyan eden Eflak Beyi Drakula’ya (Kazıklı Voyvoda) nasihat etmek ve onu vazgeçirmek üzere elçi gönderildi. Ancak hain Voyvoda, Hamza Bey ve 25 bin kişilik ordusuna korkunç bir tuzak kurarak hepsini kalleşçe şehit etti. İslâm ve Türk milletine hakaret etmek kastıyla herkesi kazığa diken Drakula, en büyük kazığa ise Hamza Bey’i vurdu.
Şehit düşen Hamza Bey, geride unutulmaz bir miras bıraktı. Bursa’nın Muradiye semtinde kendi adına geniş bir külliye inşa ettirdi. Bugün Hamza Bey Mahallesi olarak bilinen bölgede Hamza Bey Camii, türbesi ve torunlarından Mustafa Paşa’nın türbesi halen ayaktadır.
İşin İnegöl’ü ilgilendiren en önemli tarafı ise şudur: Bursa’daki bu büyük külliyenin ve vakıfların gelir kaynağını oluşturan akarların büyük bir kısmı İnegöl coğrafyasındadır. Başta İnegöl Hamza Bey Köyü olmak üzere; Süpürtü, Yenice Müslim (Küçük Yenice) köyleri ve Kuzça/Kuzpınar Mezraası’nın vergi gelirleri, Bursa Hamza Bey Camii ve külliyesine vakfedilmiştir.
Taşıyla toprağıyla tarih kokan bu coğrafyanın köklerini bilmek, geleceğe daha sağlam bakmamızı sağlıyor.
(Yarın devam edecek inşallah!)
Sıradaki yazımızda görüşmek üzere! Yaşam sevinciniz eksik olmasın!
MURAT ALTIN