Merhaba İnegöl'ün güzel insanları! İnegöl'ün tarih ve kültürüne dair yazılarımıza devam ediyoruz.

Devlet aklı, köklü bir aile bağı ve 15 yıla yayılan bir mimari vizyon… İnegöl’ün kalbinde yükselen İshak Paşa Külliyesi, yalnızca bir dönemin siyasi hamlelerinin değil; bir vezirin ata ocağına ve hayat arkadaşına duyduğu derin hürmetin hikâyesidir.

Tarihin sayfalarını araladığınızda, kimi yapıların harcında sadece kireç ve taş değil; yüksek bir devlet dehası ve köklü bir muhabbet bulursunuz. Osmanlı’nın kudretli sadrazamlarından İshak Paşa’nın İnegöl’e kazandırdığı o abidevi külliye de işte böylesi müstesna bir arka plana sahiptir.

Gelin, takvimleri 1460 yılına saralım… Fatih Sultan Mehmed Han’ın gözü Karadeniz kıyılarında, İsfendiyaroğulları Beyliği’ne nihai olarak son verme planlarındadır. Tam da bu kritik eşikte İshak Paşa, Anadolu Beylerbeyliği makamına getirilir. Bu tayin tesadüfi değildir; zira İshak Paşa, İsfendiyar Bey’in kızı ve dönemin beyi İsmail Bey’in halası olan Tâcünnisâ Sultan Hatun ile evlidir. Diplomasiyle akrabalığın iç içe geçtiği bu satranç tahtasında Fatih, 1461’de Kastamonu ve Sinop’u fethettiğinde İsmail Bey’e kadim bir dost samimiyetiyle kucak açar. Ona geçimlik dirlik olarak İnegöl, Yarhisar ve Yenişehir’i tahsis eder.

İşte bu tasarruf, tarihin akışını İnegöl lehine değiştiren kıvılcım olur. Her ne kadar İshak Paşa ilk hayrî eserini 1462’de Anadolu Beylerbeyliği’nin idari merkezi Ankara’da; Kale Altı mevkisinde yer alan Şengül Hamamı ve önündeki 9 dükkânla başlatmış olsa da aklı ve kalbi bambaşka bir coğrafyaya kayıyordu. 1461 yılındaki dirlik tahsisinin ardından eşi Tâcünnisâ Sultan Hatun, İnegöl’e yerleşme kararı almıştı.

Bugün haklı olarak sorulabilir: “İshak Paşa, ömrünün en muhteşem hayır tesisini neden payitahtta değil de İnegöl’de inşa etti?” Cevap, hatıralarda ve vefada saklıdır. İnegöl, İshak Paşa için salt bir Anadolu kasabası değil; bizzat baba ocağıdır. Hatta kökleri daha da geriye gider; nitekim İnegöl coğrafyasındaki İsaören Köyü, beyliğin erken devirlerinde dedesi İsa Bey’e dirlik olarak verilmiştir. Baba mirası topraklara, ömrünü paylaştığı Sultan Hatun’un ikamet tercihi de eklenince; İshak Paşa için İnegöl’ü ihya etmek kaçınılmaz bir gönül borcuna dönüşmüştür.

Külliyenin inşası ise tek bir hamlede değil, adeta bir devlet adamının kariyer basamaklarıyla paralel, 15 yıla yayılan periyotlarla tamamlanmıştır. Şunu bilmekte fayda var: Bugün şehrin merkezinde hayranlıkla izlediğimiz külliye, inşa edildiği tarihte kasabanın dış çeperinde kalıyordu. Yaklaşık 60 yıl evvel Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Cuma Camii’nin kıble istikametinde, o günün şartlarında kasaba sınırlarının ötesinde bir alan tercih edilmişti.

Vakfiye kayıtlarının bize fısıldadığına göre; İshak Paşa vezaret pâyelesi alıp divanda (bugünkü tabirle bakanlar kurulunda) vazife üstlendikten sonra, 1468-1470 yılları arasında medrese haricindeki imaret ve külliye birimlerini yükseltti. İşin mimari zarafeti şuradadır ki; külliye binaları dönemin pek çok yapısında görülen yüksek bir ihata duvarıyla birbirinden koparılmamış, dışa kapalı bir kale gibi değil, açık ve kendi içinde kusursuz bir ahenk sergileyecek biçimde kurgulanmıştır.

Külliyenin tacı olan medrese ise İshak Paşa’nın 1482-1483 yıllarında ikinci kez sadrazamlık makamına getirildiği o kudretli devrede tamamlanmıştır. Nihayetinde 15 yıllık sabırlı bir emeğin meyvesi olan bu külliye; fethin diplomasisini, beylerbeyliğinden sadarete uzanan bir devlet tecrübesini ve en nihayetinde baba yurduna duyulan sarsılmaz bağlılığı günümüze taşımaktadır. İnegöl sokaklarında gezerken İshak Paşa Külliyesi’nin gölgesine sığındığınızda, yalnızca taş blokları değil; asırları aşan bu vefa mirasını da selamlamayı unutmayın.

Sıradaki yazımızda görüşmek üzere! Yaşam sevinciniz eksik olmasın!

MURAT ALTIN