Merhaba İnegöl'ün güzel insanları! İnegöl'ün tarih ve kültürüne dair yazılarımıza devam ediyoruz.
Osmanlı taht mücadelelerinin kilit ismi, devlet adamı ve hayırsever İnegöl’lü İshak Paşa’nın Selanik’ten İnegöl haziresine, oradan günümüze uzanan dikkat çekici hikâyesi.
Tarihin dönüm noktaları bazen tek bir ismin dirayetiyle şekillenir. 1481 yılında Fatih Sultan Mehmed Han sefere çıkmadan hemen önce, İnegöl’lü İshak Paşa’yı İstanbul Muhafızlığına ve Sadaret Kaymakamlığına tayin etmişti. Fatih, Sadrazam Karamânî Mehmed Paşa ile Üsküdar’a geçip Maltepe-Hünkâr Çayırı’ndaki ordugâha ulaştığında beklenmedik ölümüyle cihanı sarstı.
Bu kritik dönemeçte Fatih’in büyük oğlu ve Amasya Sancak Beyi Şehzâde Bayezid, İshak Paşa’nın verdiği güçlü destekle payitahta gelerek tahta oturdu. Şehzadenin maiyetinde yer alan ve babası gibi yetenekli bir maliyeci olan İshak Paşa’nın oğlu Pîrî Ahmed Çelebi de Amasya’dan İstanbul’a onunla birlikte intikal etti. Sultan II. Bayezid tahta geçince, İshak Paşa ikinci kez sadrazamlık makamına getirildi ve yeni padişahın ilk sadrazamı unvanını aldı. Tıpkı Mühtedî Sarı İshak Paşa gibi beylerbeylik, vezirlik ve sadrazamlık gibi en tepe makamlarda bulunan paşa, siyasetin cilvesiyle daha sonra sancakbeyliği seviyesine indirildi ve ikinci defa Selânik Valiliği görevine atandı.
Ömrünün son demlerini Selanik’te geçiren İshak Paşa, İnegöl’deki gibi Selanik’te de görkemli bir cami ve külliye inşa ettirip geniş vakıflar bıraktı. 1487 (H. 892) yılında, vefatından birkaç ay önce tescil ettirdiği vakfiye ile eserlerini hizmete sundu. Vefat ettiğinde vasiyeti gereği nâaşı İnegöl’e getirildi ve halk arasında Çarşı Camii olarak bilinen İshak Paşa Camii’nin kıble tarafındaki hazîreye defnedildi.
Sağlığında kendi adına yaptırmak istediği türbeye siyasi sebeplerle defnedilemeyen İshak Paşa’nın kabri, asırlar sonra başka bir imtihanla karşılaştı. 1937 yılındaki imar faaliyetlerinde şehir içindeki mezarlıklar tasfiye edilirken, paşanın mermer lahdi ve mezar şahideleri sökülerek eşi Tâcünnisâ Sultan Hatun Türbesi’ne taşındı. 1960’larda Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün restorasyonu sırasında bu parçalar birleştirilip yapay bir lahit haline getirildi. Böylece İshak Paşa, tam 487 yıl sonra da olsa mermerleri vesilesiyle eşi ve iki kızının metfun olduğu türbeye girebildi.
Tarihçi Kâmil Kepecioğlu’nun kayıtlarına göre İshak Paşa’nın Halil Bey, Şâdî Bey, Mustafa Çelebi, Pîrî Çelebi, İbrahim Bey, Hafsa Hâtun ve Fahrünnisa adlarında beşi erkek, ikisi kız yedi çocuğu vardı.
Halil Bey’in Mustafa Çelebi adlı bir oğlu ile Mehmed ve Ali Çelebi adında iki torunu; İbrahim Bey’in ise Hızır Bey ve Mehmed Çelebi adında iki oğlu kayıtlara geçmiştir. Devlet hizmeti için memleketten ayrılan Şâdî Bey (Biga) ve Pîrî Çelebi’nin (İstanbul) soyları Bursa Kütüğü’nde yer almazken, ailenin İnegöl’de kalan kolu "İbrahim-zâdeler" olarak anıldı. Paşa, kurduğu vakıfların yönetimini çocuklarına, soylarının tükenmesi halindeyse azat edilmiş hizmetlilerine emanet edecek kadar geleceği düşünen bir devlet aklına sahipti.
Sıradaki yazımızda görüşmek üzere! Yaşam sevinciniz eksik olmasın!
MURAT ALTIN