Şehirlerin betonlaşan sokakları arasında kaybolup giden nice hikâye vardır; ama bazıları vardır ki taşın, mermerin ve ahşabın diline kazınarak yüzyıllara meydan okur.

İnegöl’ün kalbinde yükselen İshak Paşa Külliyesi ve özellikle Sultan Hatun Türbesi, tam da bu köklü geçmişin en zarif tanıklarından biridir. Gelin, bugünkü köşemizde tarihin tozlu sayfalarını aralayalım ve İnegöl’ün bu manevi hafızasını birlikte tazeleyelim.

Osmanlı'dan İnegöl'e Uzanan Bir Hayırsever: Tâcünnisâ Sultan Hatun

İshak Paşa’nın eşi, İsfendiyâr Bey’in kızı ve Candaroğlu Beyi İsmail Bey’in halası olan Tâcünnisâ Sultan Hatun, İnegöl’de iz bırakan mümtaz şahsiyetlerden biridir.

Sadece bir hanımefendi değil, aynı zamanda güçlü bir vakıf insanı olan Sultan Hatun, Manyas’taki bazı mülklerini eşi İshak Paşa’nın İnegöl’de inşa ettirdiği görkemli imarete bağışlamıştır.

Sağlığında kendi adına bir türbe yaptırmış; bugün bu türbede kızları Şehzâde Hatun ve Fahrünnisa Hafsa Hatun ile birlikte ebedî uykusunu uyumaktadır. Hatta kaleme aldığı vakfiyesinde, türbesine hizmet edecek kişi için bile özel bir ücret belirleyerek geleceği düşünmüştür.

Mimari Bir Şaheser: Sultan Hatun Türbesi

İshak Paşa Camii’nin kıble yönüne göre sağ ön köşesi yakınında yer alan bu yapı, mimari özellikleriyle de göz doldurur:

Plan ve Ölçüler: Altıgen bir plana oturan türbenin çevresi 5,45 metredir ve kasnaksız sağır bir kubbeyle örtülmüştür.

Malzeme: Duvarları, medrese yapılarında olduğu gibi kesme taş ve iki sıra tuğla-hatıl ile örülmüş, taşların arasına dikey tuğlalar yerleştirilmiştir.

Işık ve Giriş: Dördü alt, altısı üst sırada olmak üzere toplam 10 pencereyle aydınlanan yapının kapı ve pencere söveleri yekpâre beyaz mermerdendir. Girişi ufacık bir eyvan içindedir ve tam karşısındaki sağır duvarda mihrap nişi yer alır.

Ahşap İşçiliği: Duvarları sade ve sıvalı olmasına rağmen, pencere kanatları ile giriş kapısı yekpare cevizden yapılmıştır ve günümüze kadar orijinal kalmayı başarmıştır. Üzerindeki dövme çivilerin oluşturduğu iki sıra tezyînat, dövme kilit ve demir kuşaklar adeta sanat konuşturur.

Kitabesi bulunmayan ve herhangi bir hatıra eşyası kalmayan Sultan Hatun’un, vakfiye kayıtlarından 892/1487 yılından önce vefat ettiği anlaşılmaktadır.

İshak Paşa’nın Vasiyeti ve Kaderin Garip Cilvesi

Hikâyenin diğer kahramanı İshak Paşa ise ölümünden önce İnegöl’deki türbesine gömülmeyi vasiyet etmiş, hatta 892/1487 tarihli Selanik İmaret Camii vakfiyesinde türbedarına günlük 2 dirhem tahsisat bile ayırmıştı. Ancak vefatından sonra vasiyeti yerine getirilip naşı İnegöl’e defnedilse de, dönemin siyasî genel durumu gereği adına bir türbe yaptırılamadı.

Bunun yerine naşı, İshak Paşa Camii’nin hazîresine, cami mihrabının önüne dış bahçeye defnedildi. Mezarı üzerine ise türbe yerine mermer bir lahit ve kitabeli şahide-mezar taşları konuldu. İshak Paşa’nın mermer lahit-mezarı, tam 450 sene boyunca cami hazîresinde bu şekilde kaldı.

1937’den Günümüze: Aynı Çatı Altında Buluşan Yollar

Yıl 1937’yi gösterdiğinde İnegöl yeni bir mimari görünüme kavuşma amacıyla kasaba içindeki tüm mezarlıkları kaldırdı. Bu süreçte İshak Paşa’nın mermer lahit-mezarı da sökülerek taşları muhafaza edilmek üzere eşi Sultan Hatun Türbesi’ne konuldu.

Aradan yıllar geçti ve 1966 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından İshak Paşa Külliyesi tamir edilirken, Sultan Hatun Türbesi'nde bekleyen bu parçalar birleştirildi. Türbe içinde muhdes bir İshak Paşa mezarı vücuda getirildi. Düzenleme sırasında giriş kapısının önüne İshak Paşa’ya ait mermer lahit yerleştirilirken, diğer sandukalar sırasıyla eşi Sultan Hatun ve kızları Şehzâde ile Fahrünnisa Hafsa Hatun adına tanzim edildi.

Bugün İnegöl’de yürürken soluduğumuz her nefeste, bu topraklara iz bırakanların emeği var. Sultan Hatun ve İshak Paşa'nın yolu hayatta olduğu gibi asırlar sonra yine aynı çatı altında, bu mütevazı türbede kesişti. Onların bu sessiz ve vakur hikâyesi, İnegöl'ün geçmişe açılan en kıymetli kapısı olmaya devam ediyor.

MURAT ALTIN