Merhaba İnegöl'ün güzel insanları!

İnegöl'ün tarih ve kültürüne dair yazılarımıza devam ediyoruz.

Bursa’nın köklü tarihi, sadece büyük fetihlerle değil, o fetihlerin ardından şehirleri ihya eden devlet adamlarının ve ailelerinin bıraktığı derin mimari ve sosyo-kültürel izlerle şekillenmiştir. İnegöl’ün imar sürecinde, Yıldırım Beyazıt’tan İshak Paşa’ya uzanan halkanın dördüncü ve belki de en kritik zinciri, tam da bu Osmanlı mirasının kalbinde yer alıyor.

1461 yılında İsfendiyâr Beyliği’nin tasfiye edilmesinin ardından Fatih Sultan Mehmed, İnegöl’ü dirlik olarak İsfendiyar oğlu İsmail Bey’e tahsis etmişti. Ancak dönemin çalkantılı siyasi konjonktürü, İsmail Bey’in İnegöl’de uzun süre kalmasına izin vermedi; kendisi Rumeli’de yeniden adını taşıyacak olan Filibe bölgesine geçmek durumunda kaldı.

İsmail Bey’in ayrılışıyla birlikte sahneye, Amasya kökenli, "İzmir Fatihi" olarak da tanınan ve zaman zaman Hamza Paşa adıyla anılan meşhur Hamza Bey’in soyu çıktı. Hamza Bey’in oğlu Derviş Mehmet Bey, bölgenin idaresini üstlendiğinde İnegöl için yeni bir dönüşüm hamlesi başlattı.

O dönemde İshak Paşa Camii ve Külliyesi çevresinde, "İshak Paşa Cemâati" olarak bilinen ve İshak Paşa’nın azadlılarından oluşan zanaatkar bir topluluk ticari hayatı şekillendiriyordu.

Derviş Mehmet Bey, bu ticari merkezin güneyinde kalan ve "İrmiyâz" veya "Atışalanı" olarak adlandırılan bölgede yepyeni bir yerleşim alanı kurdu.

İnegöl’ün fethinden itibaren güvenlik güçlerinin eğitim sahası olarak kullandığı Diğrîhî-Çayırı bitişiğindeki bu stratejik bölge, ilerleyen yıllarda kentin en köklü yerleşimlerinden biri olan Yenice Mahallesi adını alacaktı.

Derviş Mehmet Bey, kurduğu bu yeni mahalleyi sadece binalarla değil, ruhla da şenlendirmek istedi. Bursa’dan Kâdirî/Halvetî geleneğinin önemli isimlerinden Kāsım Efendi’yi İnegöl’e davet etti.

Bugün bile adını hürmetle andığımız Kāsım Efendi Camii’nin bulunduğu yere bir tekke zaviye inşa ettirerek bölgenin manevi temelini attı. Bu hamle ile Derviş Mehmet Bey; Turgut Alp, Yıldırım Beyazıt ve İshak Paşa’dan sonra İnegöl’ün mimari gelişimine dördüncü büyük adımı atan isim olarak tarihteki sarsılmaz yerini aldı.

Hamza Bey ailesinin nüfuzu yalnızca İnegöl ile sınırlı kalmadı: Yenişehir: Hamza Bey’in diğer oğlu Hamza Bâlî Bey’in hakimiyetine geçti ve onun hayri eserleriyle donatıldı.

Pazaryeri: Hamza Bey’in torunu (Derviş Mehmet Bey’in oğlu) Mustafa Paşa’nın idaresine girerek, onun yaptırdığı mimari yapı ve vakıflarla kimlik kazandı.

Yenişehir ve Pazaryeri’nde yükselen tüm bu hayri eserlerin sürdürülebilirliğini sağlayan, akarlarını ve gelir kaynaklarını oluşturan köy ile mezraların büyük bir kısmı ise yine İnegöl coğrafyasının bereketli toprakları içerisinde yer alıyordu.

Hamza Bey’in saraydaki ve devlet kademesindeki bu büyük gücü tesadüf değildi. Çelebi Sultan Mehmed vefat ettiğinde, acı haber Amasya Sancak Beyi olan Sultan II. Murad’a bizzat Hamza Bey tarafından ulaştırılmıştı.

Bu kritik görev, Sultan II. Murad’ın tahta çıktığı ilk günden itibaren Hamza Bey’e sonsuz bir güven duymasını sağladı. Öyle ki II. Murad, saltanatı boyunca hem Hamza Bey’i hem de Kraloğlu Mühtedî Sarı İshak Paşa’yı ölümüne dek yanından hiç ayırmadı.

İşte bugün sokaklarında yürüdüğümüz İnegöl, Yenişehir ve Pazaryeri; devlet adamlarının sadakati, vizyonu ve kurdukları mahallelerle şekillenmiş canlı birer tarih mirasıdır.

Hamza Bey ve evlatlarının bıraktığı bu köklü izler, şehirlerimizin taşında da ruhunda da yaşamaya devam ediyor. Sıradaki yazımızda görüşmek üzere! Yaşam sevinciniz eksik olmasın!

MURAT ALTIN