Tarih, bazen sadece tozlu raflarda kalan birer belge değil; taşlara, tuğlalara kazınmış canlı birer hafızadır. Bugün sizleri, İnegöl’ümüzün kalbinde yer alan İshak Paşa Külliyesi’nden başlayıp, Ege’nin öbür yakasına, Selânik’e kadar uzanan hüzünlü ama bir o kadar da ihtişamlı bir kardeşlik hikâyesine götürmek istiyorum. Metnimizin ve geçmişin izini sürdüğümüzde karşımıza çıkan detaylar, hem yerel tarihimize ışık tutuyor hem de milletimizin vefaya dayalı köklerini gözler önüne seriyor.

İshak Paşa, 1486 tarihinde tanzîm ve tescil ettirdiği vakfiyesinde çok net bir şart koşmuştur: “Vakıf gelirleri, öncelikle İnegöl’deki külliyenin bakım ve onarımına harcanacaktır.” 1466-1469 yılları arasında hizmete açılan İnegöl-İshak Paşa Külliyesi, yüzyıllar boyunca bu topraklara mühür vurmuş; ancak zamanla çeşitli onarımlara ve ne yazık ki bazı değişimlere de maruz kalmıştır. Kaynaklardan tespit edebildiğimiz en son köklü tamirat, İnegöl-İshak Paşa Camii giriş kapısı üzerindeki kitâbede de görüleceği üzere, Hicri 1294 / Miladi 1877 yılında Sultan II. Abdülhamid döneminde gerçekleştirilmiştir.

Bu tamirat sırasında caminin klasik yapısında önemli değişiklikler yaşanmıştır. Giriş kapısı kemerinde ve pencere boşluklarında büyük oynamalar yapılırken, merhum Prof. Ali Saim Ülgen’in tespitine göre, daha önceden yan ve cenah kanatları kapalı hücre biçimindeyken duvarları kaldırılmış ve geniş kemerlere dönüştürülmüştür. Teknik bir tabirle söylemek gerekirse; evvelce bir “zâviyeli mescid” olan İshak Paşa Camii, 1877 onarımıyla “kanatlı cami tipine” evrilmiştir.

Ancak her müdahale gibi bu süreç de bazı kayıpları beraberinde getirmiştir. 1877 onarımı esnasında cami, medrese, türbe ve hamam dışındaki imaret ünitelerinin tamamı ortadan kaldırılmıştır. Muhtemelen bu dönemde İshak Paşa Kervansarayı’nın yerine İshak Paşa İlköğretim Okulu inşa edilmiş; bu okul da daha sonra yıkılarak İshakpaşa Camii’nin karşısında, Kapalıçarşıya bitişik bir çarşı yapısına yerini bırakmıştır. İmarete dahil olan ve yerleşim içinde kalan, “Salı Hamamı” olarak da bilinen İshak Paşa Hamamı ise kiralama usulüyle el değiştirerek zamanla şahıs mülkü haline gelmiştir.

İşte hikâyenin en can alıcı noktası tam da burada, sınırların ötesinde başlıyor. İnegöl’deki İshakpaşa Camii’nin kardeş yapısı, Yunanistan’ın Selânik şehrinde yükselmektedir. Amasya kökenli ve İnegöl doğumlu olan İshak Paşa, Sultan II. Beyazıt’in ilk sadrazamıdır (Aslında bu makam onun ikinci sadrazamlığıdır; ilk sadrazamlığı Fatih döneminde Rum Mehmed Paşa’nın azledilmesinden sonra 1469-1472 yılları arasında gerçekleşmiştir). Sadrazam İshak Paşa’nın Amasya kökenlilerden oluşturduğu yönetim kadrosu 1482 yılı sonlarında tasfiye edilmiş ve İshak Paşa, Selânik Valiliği’ne atanmıştır.

Hayatının son beş yılını Selânik Valisi olarak geçiren bu kıymetli devlet adamı, görkemli İmaret Camii’ni işte bu dönemde inşa ettirmiştir. “Alaca İmaret Camii” veya “İshakiye Camii” isimleriyle de anılan bu hayrî tesis, 1484-85 yıllarında tamamlanmış ve plan itibarıyla İnegöl’deki İshak Paşa Camii’ne büyük bir benzerlik göstermiştir. İshak Paşa, bu tesisi kurduktan sonra işletilmesi için yeterli vakıfları da bırakmayı ihmal etmemiştir.

Selânik’te Osmanlı hâkimiyeti döneminde inşa edilen en eski ve en değerli camilerden biri olan Alaca İmaret Camii, günümüzde ne yazık ki cami olarak değil, bir el sanatları müzesi olarak kullanılmaktadır. Bugün Selânik’teki İshakpaşa Camii; minaresi yıkık, kubbesi harap bir vaziyette, gerçek vatanından, kardeş şehri İnegöl’den uzanacak bir yardım elini beklemektedir.

1486 tarihli vakfiyenin ruhunu, İshak Paşa’nın bu topraklara bıraktığı mirası ve iki şehir arasındaki bu kadim bağı hatırlamak boynumuzun borcudur. Tarihî köklerimize sahip çıkmak, sadece taşa toprağa değil, geçmişimize duyduğumuz vefanın da bir gereğidir. İnegöl ile Selânik arasında kurulan bu taş köprünün yeniden hak ettiği değere kavuşması dileğiyle…

MURAT ALTIN

Kaynak: gencgazete.net