Bir iç mekâna girdiğimizde, çoğu zaman nedenini tam olarak açıklayamasak da bir şeyler hissederiz. Bazı mekânlar bizi içine çeker, bazıları huzur verir, bazıları ise bütün ihtişamına rağmen insana soğuk gelir.

Bu duygu tesadüfen oluşmaz.

Çünkü iyi tasarlanmış bir mekân yalnızca göze hitap etmez; insanla sessizce konuşur. Rengiyle, dokusuyla, ışığıyla, oranlarıyla, hatta bıraktığı boşluklarla bize bir şeyler anlatır.

RENK: MEKÂNIN İLK SÖZÜ

Renk, mekânın hissini belirler. Sıcak tonlar insana yakınlık ve samimiyet verirken, soğuk tonlar daha sakin ve mesafeli bir atmosfer oluşturur. Ancak mesele, sadece sevilen bir rengi duvara uygulamak değildir. Rengin ışıkla, malzemeyle ve mobilyayla kurduğu ilişki önemlidir. Aynı renk, gün ışığında başka; akşam aydınlatmasında bambaşka bir karaktere bürünebilir.

DOKU: DOKUNDUĞUMUZ HAFIZA

Ahşabın sıcaklığı, taşın ağırlığı, kumaşın yumuşaklığı, metalin keskinliği… İnsan, bir mekânı yalnızca gözüyle değil, dokunma duygusuyla da algılar. Doğru kullanılan doku, mekânda hafıza oluşturur. Elimizi sürdüğümüz bir masa yüzeyi, oturduğumuz koltuğun kumaşı veya duvardaki doğal taş, yıllar sonra bile o mekânı hatırlamamızı sağlayabilir.

ORAN VE ÖLÇEK: TASARIMIN GÖRÜNMEYEN DENGESİ

Çok güzel bir mobilya, yanlış ölçekte kullanıldığında bütün değerini kaybedebilir. Büyük bir koltuk küçük bir salonu boğabilir; gereğinden küçük bir masa ise geniş bir alanda etkisiz kalabilir.

Tasarımcı sadece ürüne değil, ürünün insanla ve mekânla kurduğu ilişkiye bakmalıdır. Ölçü dediğimiz şey yalnızca santimetreden ibaret değildir; insanın mekân içindeki rahatlığıdır.

RİTİM: GÖZÜN MEKÂNDAKİ YOLCULUĞU

Ahşap panellerin tekrarı, duvardaki düşey çizgiler, aydınlatmaların sıralanışı veya mobilyaların belirli bir düzende yerleştirilmesi, gözün mekân içinde ilerlemesini sağlar.

Fakat ritim, her şeyi yan yana dizmek anlamına gelmez. Tekrar kadar boşluk da önemlidir. Müzikte notalar kadar susuşlar nasıl değerliyse, tasarımda da doluluk kadar boşluk değerlidir.

IŞIK: MEKÂNIN ZAMANLA DEĞİŞEN YÜZÜ

Bir mekân sabah başka, öğleden sonra başka, gece ise bambaşka görünür. Gün ışığını doğru kullanamayan bir mekân, en pahalı malzemelerle yapılmış olsa bile eksik kalır.

Yapay aydınlatmada da yalnızca ortamı aydınlatmak yetmez. Işığın nereden geldiği, neyi öne çıkardığı ve nerede gölge bıraktığı önemlidir. Bazen doğru yerleştirilmiş tek bir ışık, onlarca dekoratif unsurdan daha güçlü bir etki oluşturur.

DOĞA: İÇERİYLE DIŞARI ARASINDAKİ BAĞ

Pencereden görünen bir ağaç, içeri alınan gün ışığı, kullanılan doğal malzemeler veya mekânın manzaraya yönelmesi, insanın bulunduğu yerle bağ kurmasını sağlar.

Doğayı iç mekâna taşımak, yalnızca birkaç saksı bitkisi yerleştirmek değildir. Asıl mesele; içeriyle dışarının, yapı ile çevrenin birbirine yabancı kalmamasıdır.

DETAY: TASARIMIN GERÇEK İMZASI

Bir kulbun biçimi, kapak birleşimi, mobilyanın ayak yapısı, süpürgelik çözümü veya iki farklı malzemenin buluştuğu çizgi…

Kullanıcı bunların her birini ayrı ayrı fark etmeyebilir. Fakat detaylar doğru çözülmediğinde ortaya çıkan rahatsızlığı mutlaka hisseder. Meslekte geçirdiğim yıllar bana şunu öğretti:

Bir tasarımın kalitesi, çoğu zaman uzaktan görünen büyük hareketlerde değil; yaklaştığınızda fark ettiğiniz küçük çözümlerde saklıdır.

AKIŞ: HAYATIN MEKÂN İÇİNDEKİ HAREKETİ

İnsan bir mekânda rahatça hareket edemiyorsa, tasarım görevini tam olarak yerine getirememiş demektir. Kapıların açılışı, geçiş mesafeleri, oturma alanlarının konumu ve bölümler arasındaki bağlantılar, hayatın doğal akışına uygun olmalıdır.

Fotoğrafta güzel görünen fakat günlük yaşamda kullanıcıyı zorlayan bir mekân, iyi tasarlanmış sayılmaz.

SU: HAREKETİN İÇİNDEKİ SAKİNLİK

Su, tasarımda denge ve dinginlik hissi oluşturur. Her projede kullanılması şart değildir; ancak doğru yerde değerlendirildiğinde sesiyle, yansımasıyla ve hareketiyle mekâna canlılık katar.

Burada da ölçü önemlidir. Su öğesi mekânın önüne geçmemeli, mekânla birlikte yaşamalıdır.

SANAT: MEKÂNA RUH KATAN ANLAM

Bir tablo, heykel veya özgün tasarım objesi yalnızca boşluğu doldurmak amacıyla kullanılmamalıdır. Sanat, mekânın kimliğini güçlendirmeli ve orada yaşayan insanların dünyasından bir iz taşımalıdır.

Başkalarının beğenisini taklit eden seçimlerden çok, kullanıcıyla gerçek bir bağ kuran eserler değerlidir. Çünkü sanat, dekorasyonun tamamlayıcısı değil; mekânın anlatmak istediği hikâyenin bir parçasıdır.

İYİ TASARIM KENDİNİ BAĞIRARAK ANLATMAZ

İç mekân tasarımı, güzel mobilyaları seçip belirli bir düzende yerleştirmekten ibaret değildir.

Renk histir.
Doku hafızadır.
Oran dengedir.
Ritim harekettir.
Işık zamandır.
Doğa sürekliliktir.
Detay karakterdir.
Akış bağlantıdır.
Su dinginliktir.
Sanat ise anlamdır.

İyi tasarım kendisini yüksek sesle anlatmaz. İnsanı yormadan yönlendirir, rahatsız etmeden etkiler ve zaman geçtikçe değerini daha fazla hissettirir.

Bir mekâna girdiğinizde, “Burada kendimi iyi hissediyorum” diyorsanız, büyük ihtimalle o mekânın görünmeyen şifreleri doğru yazılmıştır.

Ercan ÇİĞDEM
Mobilya ve İç Mekân Tasarımcısı