Bahane; bir şeyin gerçek nedenini gizlemek ya da örtbas etmek için öne sürülen sözde ve geçersiz sebep ve mazeret anlamına gelmektedir. İnsan hayatının her aşamasında yapmaktan çekindiği ya da uğraşmak istemediği durumlarda devreye girer, asılsız olmasına rağmen kişinin kendisi bile gerçekliğine inanır.
Anlamsız bir kaçış mıdır yoksa kendince bir kurtuluş mudur bilinmez. İnsan aslında bu şekilde sadece kendini kandırıp aldatır. Bir dehlizde kaybolur ancak çözüm üretmekten korkar, işin tuhafı bu onu daha da derin kuytulara saplar…
Peki, nedendir bu halin sebebi? Düşünse, aklını kullansa bulacakken sorularının cevabını, niye kaçmayı ve iyice batıp kaybolmayı tercih etmektedir? Suallerin cevapları içindedir oysa biraz çabalamayı ve kendini zorlamayı bilse çıkış gözünün önündedir.
Dervişlerin deyimiyle “ Aramakla bulunmaz ancak bulanlar arayanlardır.” Aramak zahmetli iştir, emek ve çaba ister. İnsanoğlu akıl ve irade ile güçlü kılınmışken, sorumluluk almaktan kaçmayı tercih ettiğinde bahanelere sığınmıştır. Bir işin sorumluluğunu yüklenmek meşakkatlidir fakat insanı insan yapan da zorluklardan kaçmadan mücadele etmesidir.
Hayat hikâyesinde en basit zorluk da pes edenler değil; engellere rağmen didinip uğraşanlar başarılı diye yazılmaktadır. Risk almaktan korkmak, yenilgi yaşama korkusu ile kendine olmadık bahaneler sarmalı üretmek aslında kendini yetersiz görüp aşağılamaktır.
Dünya imtihanında hiç kimse başarısına elleri cebinde ulaşmamıştır. Zahmetsiz rahmetin bulunmayacağı aşikârdır. Kâinatın Sahibinin deyimiyle ; “ Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” Denemekten, yanıldığında hatalarından ders almaktan korkmamak gerekir. İnsanoğlunun babası Hz. Âdem, yasak meyveyi yediği ve yanlışını anladığında tövbe edip tekrar umut ve gayretle yola devam etmiştir.
Şeytan ise hata edip isyan ettiği zaman dahi yanlışında ısrar edip saçma sapan bahanelerin arkasına sarılmıştır. Âdem (AS)’ı öne çıkaran bahane üretmeden Rabbine sığınması, acziyetini fark edip mücadele etmeye devam etmesi olmuştur. Bu durum insanı âlemlere üstün kılarken, şeytanı onca bilgisine rağmen huzurdan kovdurmuştur.
Bahanelerin sebepleri sadece yenilmekten korkmamız ya da sorumluluklardan kaçmamız değildir. En belirgin nedenlerden birisi de maalesef konfor alanımızdan vazgeçemememizdir. Rahatımızın, keyfimizin bozulmasını istememiz, bazen bizi asıl vazifelerimizden uzak tutmakta, gaflet çukuruna atmaktadır. Bu ilginç ruh hali bizlere dünyanın gelip geçen bir rüyadan ibaret olduğunu unutturmakta, haz, hırs, nefis, bencillik, kibir gibi yönlerimizi besleyerek egomuzu ön plana çıkarmaktadır.
Kâinattaki her şeyin kendisi etrafında ve kendine özel döndüğünü sanan burnu havada, aklı bulanık, gözleri şaşı bir zihniyette tek önemli olan şey bendir. Oysa insaniyet benliğin değil bizin huzurunda gölgelenmekte ve gelişmektedir. Günümüz insanı o kadar çok bahane içine gömülmüş durumdadır ki kendi gerçekliğini kaybetmiş durumdadır. Bu haliyle aslında en çok da kendine zarar vermektedir.
Toplum ise bu durum yüzünden ellerini taşın altına koymaktan kaçan, korkan, kendine bile yararı olmayan korkunç bir hezeyanın içine düşmüştür. Elbette ki her insanın hayatını zorlaştıran engeller bulunmaktadır ve insanı yormaktadır. Ancak bu onu yıldırmamalı, kendisine rağmen emek, özveri ve azimle yola devam etmelidir. Zaten insanı diğer canlılardan farklı kılanda mücadeleci ruhu değil midir?
Sözün özü; “ Kimi insan, yaşadığı zorlukları bahane edip Allah’tan uzaklaşır.
Kimi insan da yaşadığı zorlukları vesile edip Allah’a yakınlaşır.”
( MEVLANA)
Sevda ÇEVİK