TOPLUM YAZILARI (2. BÖLÜM)

TOPLUMUN EN BÜYÜK SANCISI

İnsan cennet gibi sonsuz bir güzelliğin içinde dahi yalnız kalmak istemeyen, yanında yareni olmasını dileyen ve ancak omuz omuza verdiğinde huzur bulan bir mahlûktur. Bu sebeple teklikten çiftliğe, vahdetten kesrete oradan da yine vahdete sarılır durur. Yalnızlık durulması ve kendine dönmesine yardımcı olsa da o kendini tamamlayan hemcinsleri ile mutludur ve ayaktadır. İnsanı fıtratına uygun kılan ise sahip olduğu değerler ve ahlaki özelliklerdir.

Toplumun sacayaklarını saydığımızda “. “Ortak bir tarih bilincine sahip olmak, vatan sevgisi ile dopdolu olmak, aile yapısının sağlam olması, adalet terazisin şaşmadan dimdik ayakta durması ve ahlaki değerlerin güçlü olması “olarak ifade etmiştik.

Ahlaki değerler hariç diğer tüm hususların üzerinde durmaya çalıştık ve şimdi de insanı âdem kılan değerler bahsini konuşmamız gerekmektedir. Çünkü insan ne vakit bu değerlerden uzaklaşsa yavaş yavaş yaratılışından özünden de uzaklaşmaktadır. Kendine yabancı olan insanların ise güçlü bir toplum oluşturması ise imkânsız bir durumdur.

Dürüstlük, güvenilir olmak, yalandan uzak olmak, alın teri dökmek, başkasının canına, namusuna, malına dokunmamak, ırzına, iffetine el sürmemek gibi değerler insanlar arası ilişkilerdeki en mühim ahlak kurallarıdır. İnancımıza baktığımızda bir toplumda beş konuda hassas olunması gerektiği bizlere özellikle belirtilmiştir.

“Can güvenliği, ırz güvenliği, mal güvenliği, akıl sağlığı güvenliliği ve din güvenliği” bu beş temel prensibi oluşturur. Öyle ki bir cana haksız yere kasteden tüm insanlığı öldürmüş olarak Kelamullah’da bildirilir. Günümüz dünyasında ise kafamızı kaldırıp baktığımızda insanların sudan sebeplerle, keyiflerine göre, işine gelmeyen durumlarda başka insanlara zarar vermekten kaçınmadıklarını hayretle görmekteyiz.

Oysa insani olan asla bu değildir. Hatta durum o kadar vahim hale gelmiş durumdadır ki şiddet sosyal medya kanallarıyla normalleştirilmiş, büyüklerden küçüklere kadar inmiştir. Haberlerde kanımızı donduran, gençlerimizin ya da çocuk yaşlarda olanların dahi karıştığı cinayet olayları karşımıza çıkmaktadır. Ve maalesef modern dünyada her birimiz canımız elimizde ve korkunç bir güvensizlik kargaşası içerisinde debelenmekteyiz.

İffet yani namus güvenliği ise hem yozlaşan toplum içerisinde hem de sapkınlaşan tuhaf bir topluluk içerisinde iyice zorlaşmış durumdadır. Çıplaklık normalleştirilmekte, kadın vücudu cinsel bir meta gibi görülmekte, soyunmak, kendini sergilemek cesaret kavramları ile empoze edilmektedir.

Gençlere tek tip bir güzellik dayatması yapılarak; “ sıfır beden, dolgun dudaklar, dekolteli kıyafetler, moda tarz kıyafetler” üzerinden medya aracılığıyla algı oluşturulmaktadır. Utanmak, hayâ etmek; kezbanlık kavramları ile aşağılanmakta edep duygusundan, masumiyet gibi güzel hasletlerden gençler uzaklaştırılmaktadır.

Modernlik algısıyla içi boşaltılan kavramlar ile özgürlük adı altında yürütülen ahlaksızlık çalışmalarının hedefinde önce gençlik ve elbette ki toplumun çürütülmesi gayesi vardır. Çocuklara, gençlere, kadın ve erkeklere rol model olarak gösterilen sözde çağdaş entelektüel kişiler, topluma fayda sağlamaktan ziyade toplumun değerlerini çatırdatarak çöküşünü hızlandırmaktadır. Aslında ahlakın yerle bir olduğu bir toplum kolonlarını kesen bir bina misalidir ve her an yıkılmak üzeredir.

Yozlaşan bu toplulukta kötü alışkanlık ve bağımlılıklar artacağı için akıl sağlığından bahsetmek de mümkün değildir. Değerlerin yerle bir olduğu bir yerde ise din ve maneviyat duyguları silinip gider, eski bir masal gibi ya hatırlanır ya da unutulup gider. İşin özü değerleri olmayan bir toplumun kendisi de değersizleşir.

Sözün özü; “ Memleketler parasızlıktan değil, ahlaksızlıktan çökerler!” (NECİP FAZIL KISAKÜREK)

Sevda ÇEVİK