Mahremiyet bilinci; “kişinin kendine ait özel alan sınırlarını bilmesi, bu sınırlara saygı duyması ve başkalarının özel alanlarına müdahale etmemesi farkındalığıdır.” Bireyin bedenini, kişiliğini, yaşam alanını korumasını sağlayan temel bir etik ve kişilik kuralıdır. Bu bağlam insanın hem kendisini muhafaza etmesi hem de sosyal ilişkileri korumak, karşılıklı sınırlarını belirlemek açısından çok kıymetlidir. Mahremiyet bilinci henüz çocuk denecek yaşlarda başlamalıdır ki tam anlamıyla kişide yerleşsin ve kendini koruyabilsin.
Özel alan, beden bazında düşünüldüğünde özel bölge, kendine has, dokunulmasını ve görülmesini istemediği uzuvlarını kapsar. Bu insanın iffeti ve namusudur, en hassas kısmıdır. Fiziksel mahrem alanının korunması, kişiyi hem bedenen hem de ruhsal olarak güvende hissettirir. Bu durum bireyin psikolojik sağlığı açısından çok mühimdir. Çocukken gerektiğinde “ hayır” diyebilme davranışı benimsetilmelidir ki kişi büyüdüğünde çizgilerini koruyabilsin.
Diğer türlü hem istismar edilmeye hem de ruhen incitilmeye hazır hale gelir ve hayatı boyunca bu durumun sıkıntısı ile cebelleşir. Bu sebeple ebeveynlerin bu konuda hassas davranmaları, çocuklarına mahremiyet bilinci vermeleri gerekmektedir. Kâinatın Sahibi, kullarının bedenini kem göz, çirkin ve şehevi bakışlardan korumak, kişinin fiziki özellikleri ile değil şahsiyeti ile ön plana çıkarmak sebebi ile tesettürü emretmiştir.
Erkek ya da kadın fark etmeksizin bedenini teşhir etmeleri, kendilerini sergilemeleri dinen yasaklanmış, gözlerini, bakışlarını, iffetlerini korumaları Kelamullah da emredilmiştir. Aslında bu durum kişinin beden mahremiyetinin sınırını oluşturmakta, böylece insanın beden özeli korunmaktadır. Kıymetli olan sarılıp sarmalanır ve muhafaza edilir. Bu yüzden de öz benliğine saygı duyan herkesin bu konuda duyarlı olması gerekmektedir. Kişinin saygınlığı, şahsiyeti açısından bu durum çok önemlidir.
Kişinin kendine has özel hayatı, ailesi, evi de onun mahremiyet alanına girmektedir. Ahlaken insanın hem kendini muhafaza etmesi hem de eşi, evladı ya da dostları ile olan mahremini koruması elzemdir. Kişisel özellikleri, zaafları, zevkleri, duyguları, eşi ile birlikteliği ve paylaşımları, evlatları, samimiyet kurduğu dostları ile olan ilişkileri onun özel alanı dâhilindedir. İnancımızda aile, özel hayat mahremiyeti çok önemlidir.
Anne babanın dahi odasına girerken kapının tıklatılması, aile bireyleri içerisinde dahi mahremiyetin ne kadar önemli olduğunu gösterir. İnsanların özel hayatlarını merak etmek, kusurlarını ortaya dökmek anlamındaki tecessüs dinen yasaklanmış, büyük günahlar arasında yer almıştır. Günümüzde özellikle sosyal medya kanalların da teşviki ile” ifşamalar” normalleştirilmeye çalışılmakta mahremiyet kuralları fazlası ile çiğnenmektedir.
Sabah kuşağı adı altında yapılan rezalet programlarda kimin eli kimin cebinde belli olmamakla beraber, bir ailenin en mahrem konuları tartışma konusu yapılarak sergilenmektedir. Karı-kocanın en özeli olması gereken yatak odası dahi tartışma malzemelerinin içerisinde yer almaktadır. Bu anlaşılması güç, iğrenç, sapkın, akılla izah edilemeyecek kadar saçma programların yapılması kadar izleyici bulması da akla ziyan bir durumdur.
Bu aslında toplumumuzun düştüğü ahlaki çıkmazı göstermektedir. Mahremiyet kapsamındaki başka bir konu ise modern çağın en büyük handikabı olan dijital mecralardır. Sosyal ağlardaki paylaşımlar, fotoğraflar, videolar, kişilerin özel hayatlarını fütursuzca göstermeye çalışması, hem birey olarak hem de toplum olarak etik değerlerden ne kadar uzaklaştığımızın işaretidir. Kendimizin mahremiyet çizgilerini biran önce çizmek ve toplumun düştüğü bu çukurdan çekip kurtarmak, şahsiyet sahibi her kişinin vazifesidir…
Sözün özü; “Girdim ilim meclisine eyledim kıldım talep,
Dediler ilim geride, illa edep illa edep.”
( YUNUS EMRE )
Sevda ÇEVİK