Toplumu ayakta tutan sacayakları nelerdir? Ekonomisinin çok güçlü olması mı? Askeri donanımlarının zirvede olması mı? Teknolojisinin en üst seviyede olması mı? Ülkenin başındaki yetkililerinin iyi siyasetleri mi?
Tarihin sayfalarını çevirdiğimizde bu durumlardan hangisinin başarısının tek başına yettiğini görürüz? Ya da devletleri ayakta tutan değerlerin bu hususlardan ibaret olduğu karşımıza çıkar! Cevabı soruda saklı, aslında hiçbiri… Bu maddeler toplumu güçlü kılan unsurlardan başka hiçbir şey ifade etmez.
Savaş meydanlarında cesurca yiğitçe kazanılan muharebeler, toplumu bir araya getiren değerler kaybolmaya başlayınca toplumu yıkıma sürükler. “Ortak bir tarih bilincine sahip olmak, vatan sevgisi ile dopdolu olmak, aile yapısının sağlam olması, adalet terazisin şaşmadan dimdik ayakta durması ve ahlaki değerlerin güçlü olması”, toplumu ayakta tutacak sacayaklarıdır.
Kazanılan savaşlar sonrası sahip çıkılan vatanda, eğer millet gaflet dehlizine düşmeye başlarsa alaşağı olma yolunda düşüşe yaklaşır. Tarihinden, atalarından, ecdadının yaptığı faaliyet ve fedakârlıklardan bihaber kalan nesil, tarih bilincini kaybeder. Tarihinden ders almayan toplum ise hafızasını kaybetmiş olur.
Nasıl ki hafızasını kaybeden kişi her şeyden habersizdir ve hayat onun için anlamsızdır; hafızasını yitirmiş bir millette öz benliğinden habersiz arafta yaşamaktadır. Bu toplumun asimile olması da kendinden vazgeçmesi de kolaydır çünkü zaten kendini tanımamaktadır. Bu sebeple sürekli farklı toplumlara, onların hayatlarına, kılık kıyafetlerine, yaşam tarzlarına bir özenti içine girer. Bu hal onu sadece tüketen, taklit eden, sünepe bir toplum haline çevirir. Bu sebeple de vatan sevdası yerini taklit sevdası alır.
Adalet; hak edene hak ettiğinin verilmesi anlamıyla aslında toplumu ayakta tutan en önemli dayanağıdır. Hak, hukuk, hüküm, liyakat, masum, suçlu kavramlarının net olmadığı ya da anlamını yitirdiği yerlerde adalet terazisi şaşar. Ve maalesef ki o terazi dengesini kaybettiğinde toplumun da dengesi sarsılır.
Haklının suçlu, suçlunun da arsız bir şekilde haklı görüldüğü, zenginliğin ve çığırtkanlığın üstte tutulduğu, adaletin makam ve mevki gücü ile yürüdüğü bir cemiyette adalet tükenmiştir! Adaletin olmadığı bir yerde ise düzen, nizam bitmiş, toplum çöküşe doğru sürüklenmektedir.
Toplumu oluşturan çekirdek bir yapı haliyle aile kurumudur. Anne- baba ve çocuklardan müteşekkil bu yapıda herkesin sorumluluğu ve özellikleri birbirinden farklı ancak birbirini tamamlar niteliktedir. Baba; ailenin dış işleri, geçimi, adalet ve şefkatle idaresi, çocuklarının yetiştirilmesi aile fertlerinin her türlü ihtiyacını karşılamaktan mesuldür.
Anne; ailenin iç işlerinin idaresi, çocukların yetiştirilmesi, yuvanın sevgi ve merhametle sarıp sarmalanmasından sorumludur. Evlatlar ise anne-babalarına karşı görevlerini yerine getirmek, aile içinde kendilerine düşen vazifelerini yapmaktan sorumludurlar. Toplumun numunesi olan ailede rol kargaşası yaşanmaz herkes kendi vazifesinin bilincinde olursa aile sıcacık bir yuva, aile bireylerinin dışarıdaki işleri bittiğinde dinlendikleri ve huzura erdikleri bir hane olur.
Günümüz toplumda en çok yaşanan şey rol çatışması başladığında baba ile anne, kadın ve erkek figüründen çıktığında, erkek erk olma özelliklerini yitirdiğinde, gerekli sorumlulukları almaktan kaçtığında aile çatırdamaya başlar. Kadın, dişiliğini ve anaçlığını yitirip kendini modern hayatın kapitalist düzenine kaptırdığında yuva çökmeye başlar. Anne ve babanın kendilerini kaybettiği ailede her geçen gün çatlaklar artar. Kimi vakit ise, çocuklar üstte çıkıp aile reisliğine soyunur.
Çocuk erkil bir aile ise her an çökmek üzeredir. Modern bakış açısında aile mefhumu önemini yitirmiş, kadın ve erkeğin özgürlüğünü elinden alan kısıtlayıcı bir yapı gibi görülür. Evlat ise ayak bağı gibi düşünüldüğü için ya bir tane ya da hiç olmasa da olur. Çağdaşlığın sığ bakış açısı yüzünden aile kavramı enkaz altında kalmıştır. Oysa toplumu ayakta tutan en önemli şey, son kale olan ailedir!
Sözün özü; “ Bizim vazifemiz içinde yaşadığımız cahiliye toplumunu değiştirmek için ilk önce kendimizi değiştirmekti.” ( SEYYİD KUTUP)
Sevda ÇEVİK