Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve yükseliş devirlerine damga vuran kahramanlar, sadece cephelerde kılıç sallayanlar değil, aynı zamanda taht krizlerini yöneten ve imparatorluğun bekasını sağlayan stratejist devlet adamlarıydı.

Bu isimlerin başında, İnegöl’ün bağrından çıkıp sadaret makamına kadar yükselen, iki padişah döneminde tarihin seyrini tayin eden İnegöllü İshak Paşa gelmektedir.

Tarih sayfalarını geriye doğru çevirdiğimizde, İnegöllü İshak Paşa’nın devlet kademelerindeki yükselişinin sağlam ve emin adımlarla gerçekleştiğini görürüz.

1461-1466 yılları arasında Anadolu Beylerbeyi olarak görev yapan İshak Paşa, askeri ve idari dehasıyla dikkatleri üzerine çekmişti. Dönemin Sadrazamı Mahmud Paşa’nın 1464 yılında görevden azledilmesiyle yerine Rum Mehmed Paşa vezir-i âzamlık makamına getirilmişti. Bu değişiklik, divandaki dengeleri de beraberinde değiştirecekti.

Çok geçmeden, 1466-1469 yılları arasında İnegöllü İshak Paşa vezaret payesi alarak divanda daha aktif bir rol üstlendi. Rum Mehmed Paşa’nın sadaretten azledilmesi ise İshak Paşa için tarihi bir dönüm noktası oldu; zira bu azil, ona sadaret yolunu ardına kadar açmıştı.

Nihayet 1469 yılında İnegöllü İshak Paşa, ilk kez sadrazamlık makamına oturdu. Ancak dönemin hızla değişen siyasi dengeleri ve genel durumun gereklilikleri, onun bu ilk başbakanlık makamında uzun süre kalmasına elvermedi.

1471 yılında görevinden azledilerek Selanik Sancak Beyliği’ne atandı. Yerine ise ilginç bir tesadüfle, Bosna Beylerbeyi Kraloğlu Mühtedî Sarı İshak Paşa getirildi.

Böylece, İnegöl ile tarihsel bağı bulunan bu iki İshak Paşa, Osmanlı’nın en yüksek idari makamında birbirlerine halef-selef olarak tarihe geçtiler.

Takvimler 1480 yılını gösterdiğinde, İnegöllü İshak Paşa Selanik Sancak Beyliği’nden alınarak imparatorluğun kalbine, İstanbul Muhafızlığına ve sadaret kaymakamlığına atandı.

Bu sırada Cihan Hükümdarı Fatih Sultan Mehmed Han, hedefini herkesten gizli tuttuğu büyük bir askeri harekat için, son sadrazamı Karamânî Mehmed Paşa ile birlikte Üsküdar’a geçmiş, oradan da Maltepe’deki Hünkâr Çayırı’nda kurulan ordugâha varmıştı.

Ne hazindir ki, bu kutlu sefer yolu büyük bir matemle sonuçlandı. Ordugâhta aniden rahatsızlanan Fatih’e hekimler tarafından verilen ilaçlar şifa olamadı; adeta bir zehir hükmü görerek ulu hakanın hayat gözlerini yummasına neden oldu. (YARIN DEVAM EDECEK)

MURAT ALTIN