Tarih sayfalarını karıştırdığımızda bazı şehirlerin kaderinin sadece fetihlerle değil, arkasından gelen mimari ve iktisadi hamlelerle çizildiğini görürüz.
1299’daki fethinden sonra neredeyse bir asır boyunca sessiz ve sakin bir kırsal hayat yaşayan İnegöl’ün gerçek bir ticaret merkezine ve şehre dönüşüm hikâyesi, tam da bu mimari serüvende gizlidir.
İnegöl fatihi Turgut Alp, bölgeyi fethettikten sonra kasaba merkezine yerleşmeyi tercih etmemişti.
Kırsal kültür yapısını koruma arzusuyla Geyikli Baba’ya intisap eden büyük komutan, ilk dönemlerde "Genci" veya "Işık" adıyla anılan ve bugün kendi adını taşıyan Turgut Alp Köyü’ne yerleşti; ebedî istirahatgâhı da burada yer aldı. Sarayını ise derin bir muhabbet beslediği Geyikli Baba’nın yaşadığı Babaylar (Baba Sultan) Köyü’nde inşa ettirdi.
Bu dönemde Osmanlı Devleti'nin ikinci hükümdarı Orhan Gâzi (1326-1361), imar faaliyetlerini ağırlıklı olarak Bursa, İznik, Bilecik, Yenişehir ve Yarhisar hattında yoğunlaştırmıştı.
İnegöl coğrafyasında devlet eliyle yükselen ilk mimari eserler ise kasaba merkezinde değil, yine Baba Sultan Köyü'nde Geyikli Baba adına inşa edilen türbe ve Cuma Camii oldu.
Hüdavendigâr Livâsı Tahrîr Defterleri'ndeki kayıtlara göre Orhan Gâzi döneminde kasaba merkezinde, bugünkü Sinan Bey Camii karşısında yer alan mütevazı bir "Zaviyeli Mescid" bulunuyordu.
Hatta buradaki imamet ve hitabet hizmetini yürütecek zata İrmiyâz (Atışalanı) mevkiinde bir hizmet dirliği tahsis edilmişti.
İnegöl fethinden sonra tam 98 yıl boyunca kasaba merkezine sadece bu zaviyeli mescid hizmet verdi. Devletin İnegöl merkezine mimari anlamda el atması, fetihten yaklaşık bir asır sonra Yıldırım Beyazıt (1389-1402) ile gerçekleşti.
Yıldırım Beyazıt, takriben 1396-1397 yıllarında inşa ettirdiği Cuma Camii ve Yıldırım Hamamı ile merkeze ilk resmî sosyal tesisleri kazandırdı; coğrafyadaki ikinci büyük adımını ise Kurşunlu Kervansarayı ve İmaret Mescidi ile attı.
Yıldırım Beyazıt’ın attığı ilk adımlardan yaklaşık 60 yıl sonra sahneye aslen Amasya kökenli fakat İnegöl doğumlu olan İshak Paşa çıktı.
İshak Paşa, en geniş imaret ve külliyesini doğduğu topraklara inşa ettirerek İnegöl’ün şehirleşme sürecindeki en kritik eşiği oluşturdu.
Bu adım yalnızca taş binalardan ibaret bir imar faaliyeti değildi. İshak Paşa, külliyenin etrafına kendi azatlılarından oluşan ve "İshak Paşa Cemaati" olarak anılan sanatkâr ve tüccar topluluğunu iskân etti.
O güne kadar yalnızca ziraat ve hayvancılıkla geçinen İnegöl halkı, bu sayede zanaat ve ticaretle tanıştı; kasabanın iktisadi ve sosyal kaderi kökten değişti.
MURAT AYDIN