Şehirler yalnızca yollardan, binalardan ve kalabalıklardan ibaret değildir; şehirler, geçmişin nefesini bugüne taşıyan kadim hatıralarla yaşar. İnegöl’ün bağrında asırlardır zamana direnen İshak Paşa Külliyesi, mimarlık tarihimizin en mühim tartışmalarına ve ne yazık ki bilinçsiz ellerin bıraktığı derin izlere ayna tutan abidevi bir mirasımızdır.*

Bir şehri anlamak, onun gölgesinde soluklandığımız ulu yapılarının hikâyesini dinlemekle başlar. İnegöl’e yolu düşen herkesin muhakkak önünden geçtiği, kubbesi altına sığındığı İshak Paşa Camii, dışarıdan sakin bir huzur dağıtsa da mimarlık tarihi yazınında fırtınalı bir ihtilafın tam merkezinde durur.

Merhum Yüksek Mimar Dr. Ekrem Hakkı Ayverdi üstada kulak verirseniz, bu yapı bir “Kanatlı Cami” tipidir; imaret veya zaviyeli bir cami değildir ve cümle kapısı haricinde köklü bir tadilata uğramamıştır. Oysa mimarlık tarihimizin diğer iki usta ismi, merhum Ali Saim Ülgen ve Semavi Eyice meseleye bambaşka bir pencereden bakar. Onlara göre bu abide eser, özünde imaret ve zaviyeli cami tipinde inşa edilmiştir. Nitekim 1877 yılındaki onarım sırasında yan hücrelerin camiye bitişik duvarları yıkılıp kemer haline getirilmiş, böylece cami iç mekânı genişletilmiştir.

Fakat tartışmalar bir yana, asıl içimizi acıtan gerçek, ecdat yadigârının zaman içinde uğradığı hürmetsizliktir. İshak Paşa’nın vakfiyesini açıp baktığınızda; mescid, zaviye, imaret, han, türbe, ahır, hamam ve sonradan eklenen medreseden oluşan koca bir külliye dünyası karşımıza çıkar. Peki, bugün elimizde ne kaldı? Yalnızca cami, türbe, medrese ve hamam... Külliyenin etrafını saran bir ihata duvarı dahi kalmamıştır. O geniş haziresi bozulmuş, yanı başındaki tarihi mezarlar acımasızca tahrip edilerek yerlerine alelade bir bahçe kondurulmuştur. Üstat Ayverdi’nin de işaret ettiği üzere pencerelerin seviyeleri aynı olduğundan, sonradan yapılan köklü bir kat veya seviye tadili söz konusu değildir.

İç mekâna adım attığınızda ise cehaletin ve hoyratlığın faturası daha da belirginleşir. Medhal kubbesinin üzerinde o nefis, keskin ve fevkalade kuvvetli istalaktitlerle bezenmiş eşsiz fener tüm ihtişamıyla dururken; caminin içi 1294/1877 tamiratında vurulan kalın bir sıva katmanıyla adeta boğulmuş, aslına ait hususiyetlerin üzeri acımasızca örtülmüştür. Aynı onarımda aydınlatma alanını (tenvir sathını) artırma gayesiyle pencere kemerleri hoyratça açılmış; 1966 senesinde Vakıflar Genel Müdürlüğü eliyle gerçekleştirilen onarımda ise vaktiyle yapılmış bu tahribat bir nebze olsun giderilmeye çalışılmıştır.

Detaylar ise bir yapbozun kayıp parçaları gibidir: Mihrabın köşelerindeki kum saatlerinin alt ve üst taraflarına zarif yapraklar nakşedilmiş olsa da, mihrabı çepeçevre saran çerçeve aslına ait değildir; sonradan uydurulmuş, yani muhdestir. Neyse ki giriş kapısındaki mermer söveler ve o vakar dolu ahşap kapı orijinal haliyle eski günlerin hatırasını korumaktadır. Ancak giriş kapısını aslen kucaklaması gereken sivri kemer ne yazık ki bölünmüş, orantısız ve basık bir kemere dönüştürülmüştür. Ön plandaki bu basık kemer ile arkada mahzun kalan sivri kemer arasındaki tavan boşluğuna ise, iç kısımdaki ahşap müezzin mahfelini aydınlatmak gayesiyle yarım daire biçiminde bir pencere kondurulmuştur.

Bütün bu yaralara rağmen İshak Paşa Camii, dışarıdan bakan gözlere mimarimizin tevazu ve dehasını haykırmaya devam eder. Dış cepheler; ince moloz, dere taşı ve iki sıra tuğla-hatılla, aralara yer yer şakulî (dikey) tuğlalar serpiştirilerek örülmüştür. Kasnak ve kuşaklarda kesme taş ile tuğlanın o sıcak ahengi yükselir. Parçalı mermer sövelerden birinin üzerinde yer alan oymalı Bizans silmesi ise bu toprakların çok katmanlı medeniyet hafızasını gözler önüne serer.

Netice itibarıyla karşımızdaki mabet; en sade, en mütevazı malzemelerle inşa edilmiş olmasına rağmen gayet güzel, hareketli ve hayranlık uyandırıcı bir mimari ahenge sahiptir. Yeter ki bizler, bu taşların ardındaki feryadı duymayı ve geçmişin emanetini kalın sıvalarla değil, hakiki bir şuurla muhafaza etmeyi bilelim.

Sıradaki yazımızda görüşmek üzere! Yaşam sevinciniz eksik olmasın!

MURAT ALTIN