Bir adam öldü.
Evsizdi. Kimsesizdi.
Karnı her zaman açtı.
Derdini anlatacak kimsesi yoktu.
Mahalleli onu tanıyordu.
Onu her gün herkes görüyordu.
Fakat hiç kimse gerçekten fark etmiyordu.
Ömrü, bir tas sıcak yemeğin hasretiyle geçti.
O beklenen ama istenmeyen son gerçekleşti.
Adam açlıktan öldü.
Asıl sarsıcı sahne ise adam toprağa verilirken yaşandı.
Cenazesinde mahalleli toplandı.
Tencereler dolusu yemekler dağıtıldı.
Öldükten sonra ziyafet sunmak kime, neye hizmet eder?
İnsan öldükten sonra mı kıymetli oluyor?
O yemek bir gün önce neredeydi?
Kim, kime ve neden yemek veriyor?
Düşünüyorum da acaba
Cenazedeki yemek vicdanları rahatlatmak için mi?
Bazen insan bir cenazeye değil,
Kendi vicdanını gömmeye gidiyor.
Günahlarımızı hafifletmek…
Suçluluk duygumuzu bastırmak…
Hayatımıza devam edebilmek için sığındığımız birer limandır.
"bu adam yaşarken sen neredeydin?"
Bazı iyilikler vardır, geciktiğinde iyilik olmaktan çıkar.
Bir insanın hayatına dokunmak için onun ölmesini beklemek,
İnsanlığa vurulmuş en ağır darbedir.
Gözümüzün önündeki mazlumları görebildiğimiz gün gerçekten
"insan" olacağız.
İnsan kalmak dileği ile…
Selam ve dua ile….