Zina yapar, cünüp gezmez.
Kredi çeker, faiz yemez.
Yalan söyler, mecburdum der.
Kandırır, “Hak yemem!” der.
Kazıklar, ticaret olduğunu söyler.
Borcu zamanında ödemez, ahlak dersi verir.

Öğüt verir ama söylediklerini yapmaz.

“Akrabalık bağı der” kardeşiyle küs yaşar.

“Dedikodu haramdır” der, insanların arkasından konuşur.

“İftira büyük günahtır” der, araştırmadan duyduğu her şeyi paylaşır!

“İsraf haramdır” der, gösteriş uğruna servet harcar!

“Kibirden uzak durun” der, kendisinden başka kimseyi beğenmez!

“Sabredin” der, trafikte beş dakika beklemez!

“Dünya malı geçicidir” der, hayatını daha fazla mal kazanmak için tüketir!
Vb... vb… vb…

İşimize geleni alıyoruz.
İşimize gelmeyeni almıyoruz.
Yalanımıza bir bahane…
Haramımıza bin gerekçe…
Haksızlığımıza bin açıklama…
Kusurumuza bin kılıf…

Başkalarının günahı dağ gibi…
Bizim günahımız nedense hep küçücük.
Başkası hata yapınca:
“Olacak şey değil!”
Biz yapınca:
Herkes yapıyor.
Şartlar böyle gerektirdi.

Şartlar mı değişiyor?
Yoksa menfaatlerimiz mi?

Oysa hakikat değişmiyor.

Zor olan…
Söylediğini yaşamaktır.
Zor olan…
Menfaati tehlikeye girdiğinde de doğruyu savunabilmektir.
Zor olan…
İşine gelmediğinde de harama “haram” diyebilmektir.

DUR!
Bir dakika!..
Biraz bekle!..
Birazcık sus…
önce aynaya
sonra Kendine bak!...