Toplumları ayakta tutan argümanların başında şüphesiz değerlerimiz gelmekte. Toplum tarafından değerler ne kadar çok benimsenirse o toplumda huzur ve refah o kadar çok olur. Değerlerin benimsenmesi konusunda ülkemizde ciddi sorunlar var. Gerek kurumsal gerekse bireysel üretim ve tüketim süreçlerinde, sosyal yaşam alışkanlıklarında değerlerimiz adeta ayaklar altına düşmüş.
Kazanma ve harcama hırsı görgüsüzlüğün dibini yaşamakta. Taklit ve tağşiş ürünler olabildiğince piyasaya hâkim durumda. Kimin neyi, nasıl ürettiği bilinmez bir ufkun içinde. Taklit ve tağşiş ürünleri hayatımızın her noktasına hâkimken hizmet sektörü ve tüketim sektörü de içler acısı içinde.
Kızılderili bir atasözü derki ‘Bu dünya bize babalarımızdan miras değil, torunlarımızın emanetidir.’ Çevreye verilen değer bile acınacak bir halde. Öylesine güzel bir ülkede yaşıyoruz ki kıymetini ne yazık ki bilemiyoruz. Ülkemiz ne kadar güzel ise sosyal yaşam da o kadar çirkin.
Daha bir müreffeh hayat sürmek amacıyla Kaan ile Betül hayatlarına yurt dışında devam etmeye karar verirler. Genç çiftler, yurt dışına nasıl gidebilecekleriyle ilgili bir araştırma yaparlar. Yurt dışında özellikle Avrupa Birliği ülkelerine yerleşmek çok zordur.
Bu ülkelere yerleşebilmek için proje destekli başvuru olması halinde bunun mümkün olduğunu öğrenirler. Genç çiftler proje hazırlarlar ve bir Avrupa Birliği ülkesine sunarlar. Gençlerin hazırlamış oldukları proje kabul edilir.
Hayat standartlarını artırabileceklerine inandıkları ülkeden oturum izni alırlar. Vize, pasaport ve birçok bürokratik işlemlerin hepsi on beş gün içinde çıkar ve Avrupa ülkesine göç ederler. Göç ettikleri ülkede, kendi işlerini kurar ve çalışmaya başlarlar.
Kaan ile Betül yerleştikleri ülkede ikinci yıl evlerini, üçüncü yıl ise arabalarını alırlar. Yaşam standartları Türkiye’den daha iyi bir seviyededir.
‘Bülbülü altın kafese koymuşlar; o, illa da vatanım demiş.’ Kaan ve Betül de doğdukları, büyüdükleri, eğitimini aldıkları, mesleklerini edindikleri topraklarını çok özlemişlerdir, aradan dört yıl geçmiştir. Özlem gidermek, en önemli yıllarını geçirdikleri topraklarını görmek üzere bir program dâhilinde hasretini çektikleri vatanlarına ziyarete gelmeye karar verirler.
Ülkemize gelmeden önce havaalanına on dakika uzaklıkta bir otel, araç kiralama firmasından da bir araç kiralarlar. Kimseye yük olmadan istedikleri gibi zaman geçirmek ve mutluluklarını yakınlarıyla paylaşarak yeniden gurbet yollarına düşmeyi planlamaktadırlar. Uçaktan inerler ve otele gitmek üzere bir taksi çağırırlar.
Kaan navigasyonunu kurar ve otelin adresini taksi şoförüne söyler. Taksi şoförü, vatan hasretiyle yanıp tutuşan genç aileyi İstanbul trafiğinde dolaştırmaya başlar. Kaan, taksi şoförüne dönerek bak bizim otelimiz on dakikalık bir uzaklıkta sen bizi yanlış yollara götürüyorsun ve yolu uzatıyorsun.
Taksi şoförü, efendim yollar kapalı, zorunlu olarak sizi başka yollardan götürmek zorundayım diyerek yolu uzatır. On dakikalık yol, otuz dakikaya çıkar. Otelin önünde indiklerinde Kaan taksi şoförünün aç gözlülüğüne aldırış etmeden otuz dakikalık ücreti takdim eder.
Şoför bu ücreti kabul etmez ve fazladan bir ücret daha ister. Kaan sebebini sorar. Şoför efendim sizi ben paralı yoldan getirdim, onun için paralı yolun ücretini de vermeniz gerekir diyerek oldukça yüksek meblağlı bir ücret talep eder. Kaan eşinin ve çocuklarının yanında polemiğe girmemek adına taksi şoförünün istediği ücreti öder. Dakika bir, gol bir Kaan ve ailesi taksi şoföründen bir gol yemiştir.
Kaan ve ailesi konaklayacakları otelin kapısından içeri girerler, rezervasyonlarını otel görevlisine gösterirler. Otel görevlisi odaların konumuna göre fiyatlarının farklı olduğunu, Kaan ve ailesinin VİP odasında kalmak için rezervasyon yaptırdıklarını, oda ücretinin sehven düşük alındığını, arada ki farkı ödemeleri halinde VİP odasında kalabileceklerini söyler.
Otel görevlisinin ek ücret talep etmesine Kaan çok sinirlenmiştir ama yanında çocukları ve eşi olması onun yumuşak karnıdır. Zaman da artık gece vaktidir. Yapacağı bir şey yoktur, ek ücreti de ödeyerek otele yerleşirler.
Sabah olmuştur, zorlu bir süreç içinde otelde sabahlayan Kaan ve ailesi yürüme mesafesinde ki araç kiralama firmasına giderler. Araç kiralama firması çalışanlarıyla hoş beş ettikten sonra bir araç kiraladıklarını ve aracı almak için geldiklerini söylerler.
Firma çalışanları belgeleri kontrol ederler ve efendim her şey tamam ama Türkiye içinde araç kullanacağınız için sigorta ücretiniz eksik hesaplanmış. Bu ücreti ödemeniz gerekiyor aksi halde size aracı veremeyiz derler. Kaan araç kiralama firmasında çalışanların istediği ilave ücreti ödedikten sonra aracı alır ve yolculuğuna devam eder.
Kaan, ailesine ve kendisine yapılanlara çok şaşırmıştır. Yıpranan değerlere mi üzülsün, insanların para için değerleri ayaklar altına almasına mı? Oysaki her sabah okullarda öğrenci andında ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım.’ diyorlardı. Kayıp olan değerler ne zaman yeniden toplum yaşamına hâkim olacak? Daha başka nice sürprizlerle karşılaşacaktı acaba?
ÖZER YILMAZ